SOSYOLOJİNİN TARİHÇESİ VE KURAMSAL YAKLAŞIMLAR

2. DERS

SOSYOLOJİNİN TARİHÇESİ:
Giriş

Bağımsız bir bilim dalı olarak ortaya çıkmadan önce, bazı düşünürler sosyolojinin konularına eğilmişlerdir.

Eflatun: Coğrafi ve demografik şartların toplum yapısı üzerindeki etkilerine değinmiştir. Toplumsal iş bölümünün ve ticaretin etkilerini incelemiştir.

Aristo:

Toplumsal düzen ve yaşamın temel unsurlarını ortaya çıkarmaya çalışmıştır.

4 temel öğe tanımlamıştır:

  • Bireyler arası dayanışma,
  • Gelenek, görenek
  • Ahlak
  • Hukuk

İbn-i Haldun:

Tüm varlıklar gibi toplumlar da doğar, gelişir ve ölürler.

İlk defa devlet ve toplum ayrımını yapmıştır.

Her toplumun evriminde göçebelik, kabile yaşamı ve kentsel devlet olmak üzere 3 aşama vardır. En önemli eseri Mukaddime’de kent yaşamını incelemiş ve bilime yöntem anlayışını getirmiştir. Toplumsal değişimi ekonomik, coğrafi, yasal ve dini yönleriyle ele almıştır.

Sosyolojinin Başlangıcı

Bilimsel bir disiplin olarak felsefeden ayrılması 19. yüzyıldaki değişikliklerle başlamıştır.

  • Endüstri Devrimi
  • Fransız İhtilali

Endüstri devrimiyle şehirleşme başlamış, küçük kasabalar ortadan kalkarak kentler kurulmuştur. Fabrikalar artmıştır.

İnsanlar topraklarından ayrılmıştır. Az ücrete uzun saat işçi çalıştırılmıştır.

Fransız İhtilali ile geleneksel toplum düzeni yıkılmaya başlamıştır. Bireysel özgürlükler ön plana çıkmıştır. İnsanlar düşünmeye ve sorular sormaya başlamıştır:

Toplumsal değişmeyi yaratan nedir?

Toplumsal düzeni nasıl koruruz?

SOSYOLOJİNİN ÖNCÜLERİ

Saint Simon:

Toplum sürekli bir dönüşüm içindedir. Sosyolojinin temel görevi, toplumu hareket ve dönüşüm halinde incelemektir.

Toplum düzeni, o toplumun sahip olduğu ekonomik yapı ile belirlenir.

Gelecekteki düzenin nasıl olacağını ortaya koymaya çalışmıştır. Gelecekteki topluma “Sınai Devlet” adını vermiştir.

Toplumun tüm kuvvetlerinin sanayide (tüm ekonomik faaliyetler) odaklanacağını düşünmüştür. Gelecekteki toplumun rehberliğini bilim adamlarına ve sanayicilere vermiştir.

Auguste Comte (1798-1857)

İlk defa sosyoloji terimini kullanarak, sosyolojiyi toplumu inceleyen bilim dalı olarak tanımladı. Sosyolojinin fizik, kimya, biyoloji gibi pozitif yöntemleri uygulaması gerektiğini öne sürmüştür.

Sosyolojiyi ikiye ayırır:

1. Sosyal statik:

Toplumsal düzeni, istikrarlı ilişkileri ve sosyal yapıyı belirtir. Aile gibi toplumsal kurumları inceler.

2. Sosyal dinamik

Toplumdaki değişmeyi ifade eder, toplumdaki ilerlemeleri belirtir. İnsanlığın sürekli değişimi incelenir.

Toplumlar 3 aşamadan geçer:

1) Teolojik aşama

2) Metafizik ya da soyut aşama

3) Pozitif ya da bilimsel aşama

Teolojik aşama:

İnsan düşüncesi her şeyi üstün yetenekli kişilerin (din adamlarının), tanrıların işi olarak açıklar. Olayların nedenleri doğaüstü varlıklarda görülür.

Metafizik aşama:

Bu dönemde doğa gibi soyut güçlere yönelik inanç ön plandadır. Tanrıların yanında şeytan, melekler, cinler gibi kavramlar ortaya çıkar.

Pozitif aşama:

İnsanın amacı yasalar bulmak, olaylar arasındaki ilişkileri açıklamaktır. Bilimsellik ön plandadır.

Birinci aşama, insan zekasının zorunlu hareket noktasıdır. İkinci aşama bir ara devredir. Üçüncü aşama ise zekanın kesin ve değişmez halidir.

Comte’un Sosyolojiye Katkıları:

  • Sosyolojinin isim babasıdır.
  • Sosyolojinin konu ve yönteminin özgüllüğünü belirtmiştir.
  • Yapı ve süreç olarak insan sisteminin doğasını vurgulamıştır.
  • Toplumsal gerçeğin diğer doğa olaylarından çok daha karmaşık bir bütün olduğunu ileri sürmüştür.

Karl Marx (1818-1883)

Alman düşünürüdür.

Çatışma modelinin yaratıcılarındandır.

Endüstri devriminin başlangıcında işçilerin ve köylülerin durumlarını incelemiştir.

Toplumun güç ve kuvvet ile bir arada tutulacağını önerir.  Marx’ın görüşüne göre ekonomik güce sahip olanlar toplumda her şeyi yönlendirirler. Güç, toplum içinde eşitsiz ve adaletsiz bir dağıtıma sahiptir. Gücü elinde bulunduranlar ve bulundurmayanlar arasında çatışma çıktığını söyler. Ekonomik güce sahip olmayanlar bu güce kavuşmak için, sahip olanlar ise gücü kaptırmamak için birbirleriyle çatışacaktır.

Karl Marx toplumun düzenli olmadığını savunur. Toplumun kuralları gücü elinde bulunduranlar tarafından konur. Toplumun devamlılığı üretime bağlıdır.

Toplumu ikiye ayırır:

  • Alt yapı
  • Üst yapı

Alt yapı: Üretim araçları ve üretim ilişkileri anlamına gelen alt yapı ekonomik temeldir.

Üst yapı: Din, sanat, bilim ve ahlak gibi kurumlardan oluşur.

Marx’ın Sınıf Kuramı:

Marx’a göre iki sosyal sınıf vardır.

1) Üretim araçlarını elinde bulunduran burjuva sınıfı

2) Emeğini satarak veya kiralayarak geçinen proleterya (işçi sınıfı)

Gelişen sanayileşme ile birlikte işçi sınıfının güçleneceğini önermiştir. Kapitalist toplumda, çalışanlar gittikçe yoksullaşacak, yaşam koşulları bozulacak, işçi sınıfı sayıca artacak ve ara sınıflar ortadan kalkacaktır.

Modern Sosyolojinin Kurucuları

Emile Durkheim

Herbert Spencer

Max Weber

Emile Durkheim (1858-1917)

Bireylerin toplumu ve toplumsal birliği nasıl oluşturduklarını açıklamaya çalışmıştır.

Toplumsal birliği dayanışma olgusuna dayandırmıştır.

İki tür dayanışma tanımlar:

1) Mekanik dayanışma

2) Organik dayanışma

Mekanik dayanışma:

Benzerlikten ileri gelir. Mekanik dayanışmanın olduğu toplumlarda bireyler arası farklar azdır. İnsanlar aynı duygu ve düşüncelere sahip olduklarından birbirlerine benzerler.

Toplum henüz farklılaşmamıştır.

Organik dayanışma:

Mekanik dayanışmanın karşıtıdır. Farklılaşmanın sonucu ortaya çıkar. Bireyler birbirine benzemezler. Toplumdaki iş bölümünün zorunlu sonucudur. Teknolojik gelişmeyle toplumlar ilerledikçe farklılaşma artar, organik dayanışma mekanik dayanışmanın üzerine geçer.

Medeniyetin gelişmesiyle intiharlardaki artışa işaret eder.

“İntihar” adlı eserinde Anomi kavramını üzerinde durur.

Anomi: Toplumsal bilincin zayıflaması, bireylik bilincinin gelişmesiyle, farklılaşan bireyleri birleştirmede toplum yetersiz kalır. Düzensizlik hali demektir.

İntiharları üçe ayırır.

1) Alturist

2) Bencil

3) Anomik

Alturist intihar:

Kişinin üye olduğu gruba çok bağlı olduğu koşullarda görülür.

Birey, grup kuralları ve normları gereği intihar etmektedir.

Hint kastlarında dul kalan kadının kendini yakması beklenir.

Bencil (Egoist) İntihar:

Kişinin sağlam bir grup bağlantısı yoktur.

Anomik İntihar:

Ekonomik depresyon dönemlerinde görülür.

Toplumdaki sıkıntı ve bunalımlar kişilerde stres ve baskı yaratır, intihar oranları artar.

Herbert Spencer (1820-1903)

Ortama en uygun olan ve uyum sağlayanların yaşamlarını sürdürebileceğini söyleyerek evrim kuramını ilk ortaya atandır. Biyolojik organizmalara uygulanan evrim yasalarının toplumlara da uygulanabileceğini öne sürmüştür. Toplumlar da canlılar gibi, geliştikçe farklılaşır.

Toplumu bir organizmaya benzetir. Toplumun parçalarının fonksiyonel bir biçimde birbirlerine bağlılığını savunur. Toplumu bir görevler bütünü olarak inceler. Fonksiyonalist yaklaşımı başlatmıştır.

Max Weber (1864-1920)

Sosyoloji, toplumsal yaşamın önemli alanlarındaki nedensel ilişkileri anlamalı ve araştırmalıdır.

Ekonomik değişmeler aile yapısını nasıl etkiler?

Bireylerin toplumsal davranışları ve bunların anlamlarına odaklanır.

İki teknik kullanmıştır:

1) İdeal tip analizi

2) Tarihi analiz

İdeal tip analizi:

Çeşitli yapıların belirli özelliklerinin bilinmesi gerekliliğidir.

Örneğin, bürokrasi toplumun önemli bir olgusu ise onu diğerlerinden, mesela aileden ayıran özelliklerinin ne olduğunun bilinmesi gerekir.

Tarihi analiz:

Bürokrasinin ortaya çıkış nedeni nedir?

Bürokrasiden önceki olayların etkisi nasıl olmuştur?

Tarihin biçimlenmesinde ekonomik koşulların önemini kabul etmiştir ama Marx’ta olduğu gibi temel belirleyici olarak görmemiştir.

Sosyolojinin değerden bağımsız olması gerektiğini savunmuştur.

Toplumun ne olması gerektiğini değil, ne olduğunu incelemelidir.

MODERN TOPLUM KURAMLARI

Talcott Parsons ve Yapısal-Fonksiyonel yaklaşım.

Toplumu ayakta tutan, birey ve gruplar arasındaki karşılıklı etkileşimdir.

Bütün ve parçalar arasındaki ilişkiler toplumsal sistemin temelini oluşturur.

Toplum bir fonksiyonlar bütünüdür.

Talcott Parsons (1902-1979)

Sosyal sistemi oluşturan parçaların (ekonomi, din, aile, politika, eğitim), o toplum için fonksiyonel olmaları önemlidir.

Sistem ve parçaları arasındaki fonksiyonel ilişkiyi şu şekilde açıklar:

Aile ve din kurumlarını ele alalım. Bütün dinler genelde aile kurumunu destekler. İki kurum birbirini destekler.

Parsons’ın yaklaşımına eleştiri:

Parça ve bütün arasındaki ilişkiler bu kadar düzgün bir biçimde birbirini tamamlasaydı toplumlarda hiçbir sorun ortaya çıkmayacaktı.

Etkileşimcilik Modeli

Bu yaklaşım, toplumdaki bireylerin birbirlerini etkilemelerini, karşılıklı ilişkilerini ve bu ilişkilerin nasıl gerçekleştiğini ele alır.

Bireylerin günlük sosyal etkileşimleri üzerinde durur.

Devlet, ekonomi gibi makro konular ve yapıların odak noktası olan yapısal yaklaşımın tersine mikro konulara odaklanır.

Devlet, ekonomi, toplumsal sınıf gibi konular soyuttur, tek başlarına var olamaz.

Önemli olan insandır. Toplum, onu oluşturan bireylerin etkileşimleriyle yaratılmıştır.

Sembolik Etkileşimcilik

Bireylerin kullandıkları dil, etkileşim için büyük önem taşır. Sembolik etkileşim, bireyler arasında sembollerle yapılan etkileşimdir. Bu etkileşim genellik yüz yüze olur.

Örneğin yolda araç giremez levhası gördüğümüzde bu bize bir anlam ifade eder. İşte bunlar, hep birer semboldür.

Bireyler dünya ile doğrudan ilişki kurmazlar. Örneğin, kırmızı ışığın tek başına bir anlamı yoktur. Bireyler eşyalara simgelere çeşitli anlamlar yüklerler ve bunlara uyarlar. Böylece kendileri için anlamlı bir toplumsal düzen yaratırlar.

Yapısal-Fonksiyonel Teori Açısından Spor

Spor, genç insanları sosyalleştirir, iyi vakit geçirmelerini sağlar. Rekabet ve yurtseverlik değerlerini güçlendirir. Bunların sporun açık fonksiyonları olarak görülebilir. Spor yeni iş alanları yaratabilir. Bu da sporun gizli fonksiyonu olarak görülebilir.

Yapısal-Fonksiyonel Teori Açısından Spor

Örneğin, bazı okulların spora aşırı önem vermeleri bazı öğrencilerin başarılarını olumsuz etkileyebilir. Sporda başarı gösterenler gençler için model olurlar. İnsanların fiziki iyileşmelerine yardımcı olur. Hem oyuncuların hem izleyicilerin gerilimlerini boşaltmaya hizmet eder. Bir topluluğun üyelerini bir araya getirir, birlik ve toplumsal dayanışma duygusunu teşvik eder.

Çatışma Kuramı Açısından Spor

Bazı sporlar, tenis, golf gibi pahalıdır ve sadece maddi durumu iyi olanlar yapabilir.

Bugüne kadar birçok spor dalı erkeklerin hakimiyeti altında olmuştur, günümüzde kadınlar spor alanındaki eşitsizliğe son vermektedir. Spor, toplumdaki eşitsizlikleri unutturmak ve halkı uyutmak için kullanır.

Sosyal Alışveriş Kuramı

Kuramın ilk varsayımı insan davranışlarının akılcı oluşudur. İnsanlar çeşitli alternatifler arasından kendileri için en uygun ve ödüllendirici olanı seçerler.

İkinci varsayım marjinal yarar yasadır. İnsanlar ödüllere doymuş olabilir. Eğer bir kişi kendisi için önem taşıyan bir şeyi elde ettiyse, onun üzerindeki değerler önem taşımamaya başlar.

Örneğin, bir kişi birkaç gündür yemek yememişse yiyecek onun için büyük önem taşır.

Üçüncü varsayıma göre sosyal alışveriş durumunda insanlar verdikleri ile aldıkları arasında bir denge beklentisi içindedirler. İnsanlar, verdiklerinin karşılığını beklerler. Eğer dengesizlik varsa, yani ilişkiden az şey elde ediyorlarsa ilişkiyi keserler.

Feminist Kuram

Feminist kuram, bir toplum içindeki kadın ve erkekler arasındaki cinsiyet ilişkilerinin yapısını inceler.

Liberal feminizm

Kadın hakları ve kadının eşit statüsü üzerinde dururlar.

Radikal feminizm

Kadının toplum içinde baskı altında olduğunu ezildiğini savunur.

Sosyalist feminizm

Kadının ezilmişliğinin temel nedenini kapitalizm olarak görürler.


%d blogcu bunu beğendi: