Duyum ve Algı

Mayıs 14, 2010

Duyum ve Algı

Çevremizdeki uyarıcıların farkına varmamız ve bu uyarıcılara uygun davranışlarda bulunmamız duyum ve algı aracılığıyla gerçekleşir.

Duyum: Çevremizdeki uyarıcıların sinir akımı haline dönüştürülerek beynimize ulaşmasına duyum denir.
Algı, duyu organları tarafından kaydedilen uyarıcıların beynimiz tarafından örgütlenip yorumlanarak anlamlı hale getirilmesi olarak tanımlanmaktadır.

Duyum, uyarıcıların duyu organları üzerinde bıraktığı etki, algı ise bu etkiye verilen anlam olarak düşünülebilir. Algı, uyarıcılara yapılan yorumlar, anlamlardır.

Duyu organları tarafından kaydedilen uyarıcıların, beynimiz tarafından anlamlı algısal yaşantılar haline dönüştürülmesi bazı ilkeler çerçevesinde yapılır.

Bu ilkeler, algının özellikleridir.
Algının Özellikleri
1) Seçicilik

  • Uyarıcı yapısına ilişkin  etkenler
  • Bireysel etkenler

2) Değişmezlik
3) Örgütlenme
4) Derinlik algısı

Seçicilik
Duyu organlarımız çok sayıda uyarandan etkilenmesine rağmen biz bu uyarıcılardan sadece bazılarını algılarız. Belirli bir anda duyu organlarımızı etkileyen uyarıcılar arasından hangilerini seçerek algılayacağımızı belirleyen süreç Dikkat’tir.  Üzerine dikkat yoğunlaştırılan uyarıcılar algılanırken diğer uyarıcılar ya hiç algılanmaz ya da belli belirsiz biçimde algılanır.

Dikkat hangi uyarıcılar üstüne yoğunlaştırılır?
Bunu, bazen uyarıcıların yapısal özellikleri bazen de algılayan kişinin özellikleri belirler.
Uyarıcılardan hangilerine dikkat edileceğini belirleyen etkenler:

1) Uyarıcının yapısına ilişkin etkenler
2) Algılayan bireyin özelliklerine ilişkin etkenler

Dikkati Belirleyen Uyarıcının Yapısına İlişkin Etkenler

Şiddet ve büyüklük: Bir uyarıcını şiddeti ve büyüklüğü arttıkça algılanma olasılığı da artar.

Örneğin parlak bir rengin algılanma olasılığı daha fazladır. Yan yana duran binalardan yüksek olanı daha çabuk algılanır.

Kontrast: Birlikte bulunduğu uyarıcılarla kontrast oluşturan bir uyarıcının algılanma olasılığı daha yüksektir.

Örneğin, siyah elbiseli bir grup insan arasındaki beyaz elbiseli bir kişi.

Dikkati Belirleyen Uyarıcının Yapısına İlişkin Etkenler
Hareket: Hareket halindeki nesnelerin algılama olasılığı daha yüksektir.

Tekrar: Örneğin, yanıp sönen bir ışığın algılanma olasılığı sabit bir ışıktan daha yüksektir.

Gariplik ve yenilik: Alışılmadık veya garip olan bir uyarıcı daha çabuk algılanır. Örneğin sınıfta bir yatak bulunması.

Dikkati Belirleyen Bireysel Etkenler
İhtiyaçlar: Örneğin, aç olduğumuz zaman pişmekte olan bir yemeğin kokusunu algılarız. Araba alacaksak araba reklamları dikkatimizi çeker.

Beklentiler: Örneğin, salonda misafirleriyle konuşan bir annenin içerde ağlayan bebeğinin sesini duyma olasılığı misafirlere oranla daha yüksektir.

İlgiler: Cep telefonlarına ilgili bir birey yeni bir modeli diğer bireylerden daha çabuk algılayacaktır.

Öğrenme: Geçmişte öğrendiklerimiz hangi uyarıcılara dikkat edeceğimizi etkiler.

Algıda seçilikle ilgili gözden geçirilen bilgiler günlük yaşamda ve farklı alanlarda kullanılmaktadır.

Trafik ışıklarında, tekrar ve şiddet gibi özelliklerden yararlanılmaktadır.

Reklamcılar, şiddet, tekrar, hareket, gariplik gibi uyarıcı özelliklerini kullanmaktadır.

Algıda Değişmezlik

Önümüzde duran bir tabağı bazen daire bazen elips olarak algılamayız. Nereden bakarsak bakalım bir kapıyı dikdörtgen şeklinde algılarız.

Şekil değişmezliği
Büyüklük değişmezliği
Renk değişmezliği
Algıda Değişmezlik
Şekil değişmezliği

Büyüklük değişmezliği: Nesneler uzaklaştıkça gözümüze düşen imgeleri küçülürler, ancak nesneleri hep aynı büyüklükte algılarız. Nesnelerin büyüklüklerini aynı olarak algılamamıza büyüklük değişmezliği denir.

Renk değişmezliğinde de aşina olduğumuz nesneleri hep aynı renkte görürüz. Oysa, nesnelerin renkleri ışık ve gölge durumuna bağlı olarak değişmektedir.

Algıda Örgütlenme
Uyarıcılar tek tek değil, bir bütün içinde algılanır. Bir insanın yüzüne baktığımızda bütün bir yüz algılarız. Müzik parçası dinlediğimizde notaları tek tek değil, bütün bir melodi işitiriz.

Şekil-zemin algısı: Duvara asılı tabloya baktığımızda, tabloyu duvardan farklı olarak algılarız.  Tablo şekil, duvar ise zemindir. Şekil ve zemin birbirinden farklı olarak algılanması sayesinde nesneleri tanımamız mümkün olur.

Gruplama: Bazı uyarıcıları bir araya getirerek bütünlük kazandırırız. Birbirine benzer olan ve birbirine yakın olan ipuçları gruplanır. Süreklilik de gruplamaya yardımcı olur.

Gruplamada Yakınlık
Gruplamada Benzerlik
Gruplamada Süreklilik

Tamamlama: Boşlukları tamamlarız. Anlamsız bir dizi uyarıcı yerine anlamlı bir bütün olarak algılarız.

Algıda Öğrenmenin Rolü
Algının özellikleri doğuştan mı gelir? Yoksa, algının özellikleri öğrenilmiş midir?
Bazıları doğuştan bazıları ise öğrenme yoluyla sonradan kazanılmıştır.

Şekil-zemin, renk algısı vb doğuştan

Değişmezlik, örgütlenme gibi  karmaşık özellikler ise öğrenmeyle kazanılmakta veya öğrenme bu yaşantılara katkıda bulunmaktadır.

GÜDÜLER ve DUYGULAR

Mayıs 14, 2010

Güdüler

Tanım
Yaşamdaki davranışlarımızın çoğu amaçlı, belirli hedef ya da hedefleri olan davranışlardır.Hedefe yönelik davranışların başlaması ve devam etmesi güdü kavramı ile açıklanır.

Güdü: Bir davranışını başlatan ve bu davranışın yön ve sürekliliğini belirleyen içsel (bireye ait) bir güç olarak tanımlanır. Güdü, davranışta bulunmaya iten güçtür.  Bir davranışın hangi hedef ya da hedeflere yöneleceğini, bu davranışı başlatan güdünün türü belirler. Örneğin, açlık güdüsü yiyecek bulmaya yol açar. Bu davranışların süreklilik ve yoğunluğunu ise, güdünün kuvvet derecesi belirler. Çok susayan bir kişinin susuzluk güdüsü çok fazla susamayan bir kişinin susuzluk güdüsünden daha kuvvetlidir.

Olum ve Olumsuz Hedefler
Güdüsel davranışları belirli hedefleri olan davranışlar olarak tanımlamıştık.

Olumlu hedefler: Yaklaşmak, elde etmek istediğimiz hedeflerdir.
Açlık güdüsünün hedefi yiyecekti. Zengin olmak isteyen bir birey için para, ulaşmak istediği bir hedeftir.

Olumsuz hedefler: Kaçınmak istediğimiz hedeflerdir.

Acı aşağı yukarı herkes için olumsuz bir hedeftir.
Köpekten korkan bir birey için köpeğin görüntüsü, kaçma davranışını başlatan olumsuz bir hedeftir.

Doğuştan ve Öğrenme Yoluyla Kazanılan Hedefler
Güdülerimizin hedeflerinden bazıları doğuştan gelir. Bu tür hedeflere birincil hedefler denir.
Susamak, acıkmak gibi.
Bazı hedefler ise öğrenme yoluyla olumlu veya olumsuz değer kazanır.
İtibar, başarı ve onay görme gibi.

İçsel Güdüleyiciler
İhtiyaç duyduğumuz temel maddelerden bedenimizde belirli bir miktarın altına düşmesi ihtiyaç dediğimiz durumu ortaya çıkarır. İhtiyaç, fizyolojik düzeydeki bir eksikliktir. Fizyolojik bir ihtiyacın neden olduğu genel rahatsızlık ve gerginlik durumuna dürtü denir.

Dürtü, fizyolojik bir ihtiyacın psikolojik sonucudur.

Dürtüler, en belirgin içsel güdüleyicilerdir.

Güdüsel davranışlarımızın büyük bir kısmı fizyolojik ihtiyaçlarımızın yol açtığı dürtülerden kaynaklanır.  Açlık dürtüsü, susuzluk dürtüsü bizi hedefe yönelik davranışlarda bulunmaya zorlar.

Dışsal Güdüleyiciler
Güdüsel davranışlarımızı sadece fizyolojik ihtiyaçlarımız tarafından değil, çevresel uyarıcılar tarafından da başlatılabilirler. Örneğin, bir film hakkında gazetelerde okuduğumuz yazılar bizi bu filmi görmeye güdüleyebilir.

Güdüsel davranışın başlamasına neden olan çevresel uyarıcılara özendirici denir.  Çevresel uyarıcıların özendirici nitelikleri öğrenme yoluyla kazanılır.  Çevresel özendiriciler herkes için farklı olabilir.

Bilinçdışı Güdülenme
Belirli bir davranışı niçin yaptığımızı ve bu davranışın hedefinin ne olduğunu bildiğimiz bir çok durum vardır.
Ancak, gerçek güdümüzün ve davranışlarımızın asıl hedefinin ne olduğunun farkında olmadığımız durumlar da çoğunluktadır. Freud, güdülerimizin en az üçte ikisinin bilinçdışı olduğunu savunur. Freud, bilinçdışı güdülenmeye bastırma adını verir. Freud’a göre, insanlar kendilerini rahatsız eden düşünce, istek ve güdülerini bilinçdışına iterek unutmaya çalışırlar. Bastırılan bu düşünce, istek ve güdüler biz farkında olmadan davranışlarımızı etkilemektedir.

Güdülerin Sınıflandırılması
Fizyolojik kökenli güdüler tüm insanlarda aynı olmakla birlikte öğrenilmiş güdüler açısından bireyler arasında farklar vardır.

Güdüler iki başlık altında sınıflandırılabilir:
Birincil güdüler
Sosyal güdüler

Birincil Güdüler öğrenilmemiş birincil hedefleri olan güdülerdir. Yani bu güdülerin hedefleri doğuştandır.
Birincil güdüler üç grupta toplanabilir:

1) Açlık ve susuzluk gibi tamamen fizyolojik kökenli

2) Cinsellik ve annelik gibi fizyolojik bir kökeni olan ancak bu kökenden bağımsız olarak da sürdürülebilen güdüler.

3) Araştırma, merak, faaliyet gibi herhangi bir fizyolojik kökeni olmayan güdüler.

Sosyal Güdüler
Sosyal güdüler, diğer insanlarla ilgili olan güdülerdir. Öğrenme yoluyla sonradan kazanılırlar.

İki önemli temel sosyal güdü:

  1. Bağlanma güdüsü
  2. Başarı güdüsü

Bağlanma Güdüsü
Diğer insanlarla birlikte bulunmak, önemli bir doyum kaynağı ve sosyal ihtiyaçtır. Bu ihtiyaç bizi, birilerine veya bir gruba bağlanmak için güdülemektedir. Bağlanma güdüsü hayatın ilk yıllarında, bebek-anne etkileşimi sonucunda öğrenilmektedir. Bebek kısa sürede rahatlığı, sıcaklığı ve doyumu ile annesi arasında bir ilişki olduğunu öğrenmekte ve buna bağlı olarak da anne ile birlikte olmak olumlu duygular uyandıran bir durum haline gelmektedir. Başlangıçta sadece anneyle birlikte olmanın yarattığı bu olumlu duygular, daha sonra tüm insanlara genellenmektedir.

Başarı Güdüsü
Farklı derecelerde de olsa hepimizde başarı güdüsü vardır. Başarı güdüsü başta ana-baba olmak üzere diğer insanlarla olan etkileşim sonucunda öğrenilir.

Güdülerin Hiyerarşisi

Abraham Maslow, insan güdülerinin evrensel bir hiyerarşisi olduğunu öne sürer. Bu hiyerarşinin herhangi bir basamağında bulunan güdülerin, davranışlarımızı yönlendirmede, kendilerinden daha üst basamaklarda bulunan güdülere göre öncelik taşıdıklarını savunur. Hiyerarşinin en alt basamağında su gibi fizyolojik ihtiyaçların yol açtığı güdüler yer alır.  İkinci basamakta, güvenlik ihtiyacı diyebileceğimiz, tehlike ve tehditlerden korunma ihtiyacından kaynaklanan güdüler bulunur.  Üçüncü basamakta bağlanma, sevme, sevilme ihtiyaçlarıyla ilgili güdüler vardır. Dördüncü basamakta kendine güven, başarı, itibar, statü ihtiyaçlarıyla ilgili güdüler vardır.  En üst basamakta ise kendini gerçekleştirme olarak adlandırılan bireyin mevcut potansiyelini en üst düzeyde kullanabilme ihtiyacının yarattığı güdüler bulunur.

Maslow’a göre, bireyler önce en alt basamakta bulunan fizyolojik ihtiyaçları tatmin etmek için güdülenirler. Sevme, sevilme ihtiyaçlarının bireyi güdüleyebilmesi ancak, fizyolojik ve güvenlik ihtiyaçlarının tatmin edilmesinden sonra mümkün olabilir.

Bu hiyerarşi tüm insanlar için geçerli midir?

Eleştiriler
NEHER(1991) DAHA AZ GELİŞMİŞ BİR ÇOK TOPLUMDA EN ALT BASAMAKTA YAŞANIYOR OLSA BİLE, BİREYLERİN GÜÇLÜ VE ANLAMLI SOSYAL İLİŞKİLER KURARAK SAĞLAM BİR KENDİLİK DEĞERİ GELİŞTİRDİKLERİNİ ÖNGÖRÜR.
NEHER’ E GÖRE TEMEL İHTİYAÇLARDAKİ ZORLUKLAR, DAHA ÜST DÜZEYDEKİ GEREKSİNİMLERİ ELDE ETMEYİ KOLAYLAŞTIRIR. (GEÇİM DERDİ İLE BİRBİRİNE YAKINLAŞANLAR )

DUYGULAR
Güdüsel davranışlarımıza çoğu kez değişik duygular eşlik eder. Bir amaca ulaşmada başarısız olduğumuz zaman üzülürüz, bazen de öfke duyarız. Duygularımız sadece güdüsel davranışlara eşlik etmez, aynı zamanda bu tür davranışların başlamasına da neden olabilir. Örneğin, korku duygusu bizi korku yaratan ortamdan uzaklaşmak için güdüleyebilir. Bu nedenle, duygularımız davranışlarımızı belirleyen temel süreçler arasındadır.

Duyguların, kalp atışının artması, göz bebeğinin büyümesi gibi fizyolojik yönleri vardır. Duygulara doğrudan doğruya gözlenebilen davranışlar da eşlik eder. Bu nedenle duyguların ifade yönü vardır.

Bir de duyguların yaşantısal yönü vardır. Duygularımız, belki de sadece bizim farkında olduğumuz öznel yaşantılardır.

Duyguların Fizyolojik Temeli
Duyguların şiddeti arttıkça fizyolojik tepkilerin de şiddeti artar. Duygulara eşlik eden fizyolojik tepkiler genel bir uyarılmışlık durumu ortaya çıkarırlar. Gereken davranışları yapmamızı sağlayan bu uyarılmışlık durumu işlevseldir. Ancak, çok az ya da çok aşırı uyarılma, gereken davranışların yapılmasını engelleyebilir.

Örneğin, gireceğiniz bir sınava hazırlanırken uyarılmışlık düzeyinin çok düşük (uykulu olma) ya da çok yüksek olması (panik halinde olma) performansınızı olumsuz yönde etkiler.

Duyguların İfadesi
Duygularımızı ifade edici niteliği olan davranışlar, bir dereceye kadar bizim kontrolümüz dışında ortaya çıkmaktadır. Duygular, çoğu kes yüzümüzde ayırdedilebilir ifadeler ortaya çıkarır. Yüz ifadelere kültüre bağlı olarak pek değişmese de, jestler bir kültürden diğerine değişebilir. Yüz ifadeleri dışında, sesler ve konuşma biçimi de duygu ifadesinde yer alır. Öfkeliyken yüksek sesle konuşmak gibi.

Duygusal Yaşantılar
Duyguların öznel bir yönü de vardır. Duyguların temelindeki fizyolojik koşullar aynı olsa da değişik duygular yaşayabiliriz.

Korku: Korkuların çoğu öğrenme yoluyla kazanılmıştır. Bireyler arasında farklılıklar olmasının sebebi her bireyin farklı öğrenme yaşantılarından geçmesidir.
Mutluluk: Bireyin ihtiyaçları ve amaçları sürekli olarak değiştiği ve ulaşılan amaçları daima yeni amaçlar izlediği için mutluluğun nedenleri ve ölçütleri sürekli olarak değişebilmektedir.

Duygular ve Psikosomatik Bozukluklar
Duygularımıza eşlik eden fizyolojik tepkilerin uyum sağlayıcı işlevleri vardır.  Ancak, yoğun bir biçimde yaşanan nahoş duygular çok uzun süre devam ettiklerinde psikosomatik bozukluklara yol açabilir. Psikosomatik bozukluklar uzun süreli duygusal gerilimlerden kaynaklanır. Gerçek fizyolojik bozukluklardır. Psikolojik faktörler fiziksel hastalıklara yol açar. Örnek olarak uzun süreli stresin ülsere yol açmasını verebiliriz.

Psikolojiye Giriş

Mayıs 14, 2010

PSİKOLOJİ

Psikolojiye Giriş

  • Psikoloji, 18. yüzyıla kadar felsefenin kapsamı içinde ele alınmıştır.
  • Wilhelm Wundt’un 1879’da deneysel psikoloji laboratuvarını kurmasıyla psikoloji bağımsız bir bilim dalı olarak kabul edilmiştir.
  • En genel anlamıyla, insan ve hayvan davranışlarını inceleyen bilim dalı olarak tanımlanmaktadır.
  • Davranış: Bir organizmada yer alan ve bir organizma tarafından yapılan her türlü eylem.
  • Bu tanıma göre, bir organizmadaki tek bir sinir hücresinin harekete geçmesi gibi fizyolojik bir olay davranış olarak kabul edilmektedir.
  • Aynı zamanda, televizyon seyretmek, konuşmak, okumak vb eylemler de davranış olarak kabul edilmektedir.
  • Psikolojide incelenen davranışların nesnel olarak gözlenip ölçülebilmesi amaçlanır.
  • Psikolojide incelenen davranışlar üç grupta toplanabilir:
  • Gözlemci tarafından doğrudan gözlenebilen davranışlar: Jest, mimikler, konuşma gibi.
  • Dolaylı olarak gözlenebilen davranışlar: Zeka, düşünme, problem çözme, duygu ve heyecanlar.
  • Sinir sistemi faaliyetleri ve fizyolojik süreçler: Bunlara nörofizyolojik faaliyetler de denir. Bir davranışa bağlı olarak duyu organları ve kaslarda meydana faaliyetler, duyguların nörofizyolojik temelleri bu grupta incelenen konular arasındadır.

Psikoloji Biliminin Temel Amaçları

  • Betimleme: Birbirleriyle ilişkili olan davranışların ve davranışları belirleyen koşulların saptanmasını içerir. Davranışların ortak özelliklerine göre sınıflandırılmasını da içeriri.
  • Açıklama: Davranışları açıklayan genel ilke ve kuramların oluşturulmasını içerir.

  • Yordama: Davranışları önceden tahmin edebilmek. Araştırmalardan elde edilen bulgulara veya kuramlara dayanır.
  • Kontrol: Davranışın seçilen bir düzeye veya istenen bir biçime getirilmesini içerir. Burada da araştırma bulgularından ve temel kuramlardan yararlanılır.

Psikolojinin Dalları

  • Deneysel Psikoloji:

Fizyolojik psikoloji

Karşılaştırmalı psikoloji

  • Sosyal Psikoloji
  • Gelişim Psikolojisi
  • Uygulamalı Psikoloji

–Klinik psikoloji

–Okul ve eğitim psikolojisi

–Endüstri ve örgüt psikolojisi

–Danışmanlık psikolojisi

  • Psikometrik Psikoloji

Deneysel Psikoloji: Davranışı anlamak, açıklamak ve kontrol edebilmek için deneysel yöntemi kullanırlar.

  • Geniş bir alan olmakla birlikte çalışmaların çoğu davranışın fizyolojik temelleri, duyum, algı, güdü, öğrenme ve bellek gibi konuları kapsar.
  • Bu konularda temel süreçleri anlamayı, ilkeleri belirlemeyi ve kuramları oluşturmayı amaçlar.

Psikolojinin Dalları/Deneysel Psikoloji

  • Deneysel psikolojinin iki alt dalı vardır.
  • Fizyolojik psikoloji: Davranışın biyolojik temelleri incelenir. Sinir sistemi yapıları ve sinir sisteminin davranışa ilişkin süreçlerini belirlemeye yöneliktir.
  • Karşılaştırmalı psikoloji: Önce hayvan türünü kendi içinde ele alarak davranışlarını inceler, sonra da bu türlerin davranışlarını insan davranışlarıyla karşılaştırırlar.

Psikolojinin Dalları/Sosyal Psikoloji

  • Sosyal ortam veya uyarıcılar karşısındaki davranışları inceler.
  • Sosyolojiden temel farkı, inceleme birimi olarak bireyi almasıdır.
  • Bireylerin davranışlarının sosyal ortamlardan nasıl etkilendiğini ve bireylerin sosyal ortamı nasıl değiştirmeye çalıştığını inceler.
  • Grup yapısı, grup içinde birey, tutumlar, tutumların gelişmesi ve değişmesi, liderlik gibi konular incelenir.

Psikolojinin Dalları/Gelişim Psikolojisi

  • Organizmanın davranışında yaşam boyunca gözlenen biyolojik ve psikolojik değişiklikler incelenir.
  • Gelişimin değişik dönemlerinde ortaya çıkan davranışlar ile çeşitli çevre koşullarının ve kalıtımın davranışları nasıl etkilediğini araştırırlar.

Psikolojinin Dalları/Uygulamalı Psikoloji

  • Psikolojinin değişik dallarında yürütülen bazı çalışmalar ilerledikçe davranışa ilişkin bulguların, tekniklerin ve yöntemlerin toplumsal yaşamda karşılaşılan bazı sorunların çözümünde de yararlı olabileceği görülmüştür.

Psikolojinin Dalları/Uygulamalı Psikoloji

  • Klinik Psikoloji:

Kişiliğin gelişmesi ve bunu etkileyen faktörler ile anormal davranışlar, davranış bozuklukları (psikopatoloji) üzerinde çalışırlar.

Davranış bozuklukları olan bireylere nasıl yardım edileceğine dair araç, teknik ve yöntem geliştirirler, bunları uygularlar.

Klinik psikoloji, psikiyatri ile yakın etkileşim içindedir.

Psikiyatri ve klinik psikolog farklı eğitimlerden geçerler. Psikiyatride tıp eğitimi alınırken, klinik psikolojide ise psikoloji eğitimi alınır.

Psikolojinin Dalları/Uygulamalı Psikoloji

  • Okul ve Eğitim Psikolojisi:

Verimli öğrenme ortamlarının araştırılması ve bulguların eğitim ortamlarında uygulanması üzerinde çalışılır. Gelişim, öğrenme, başarı ve yeteneklerin ölçülüp değerlendirilmesi ve gibi konular bu alanın kapsamındadır. Öğrenme güçlüklerinin belirlenmesiyle ve özel eğitime ihtiyaç duyan bireylerle ilgilenilir.

  • Endüstri ve Örgüt Psikolojisi:

Endüstri ve işletmelerde kişilerin birbirleriyle işletmeyle olan etkileşimiyle ilgilenir. İşletmenin verimli çalışabilmesi için insan faktörü üzerinde çalışır. Personel seçme, hizmet-içi eğitim programları, iş verimini arttırma, performans değerlendirmesi vb.

  • Danışmanlık psikolojisi:

Bu alanda çalışan psikologlar, eğitim kurumlarında öğrencilerin eğitim-öğretime ilişkin ve bireysel sorunlarıyla ilgilenirler. Eğitim ve mesleki  konularda öğrencilere danışmanlık ve rehberlik yaparlar.

  • Psikometrik Psikoloji

Davranışın ölçülmesi ve değerlendirilmesiyle ilgilenir. İstatistiksel yöntemlerin psikolojiye uygulanması, davranışın açıklanmasında ve yordanmasında yararlanılabilecek matematiksel modellerin geliştirilmesi üzerinde çalışılır. Kadınlar ve erkekler saldırganlık açısından farklı mıdır? Bu soruya psikologlar nasıl yanıt ararlar? Araştırma bulguları, erkeklerin özellikle fiziksel saldırganlık açısından kadınlardan daha saldırgan davrandıklarını ortaya koymuştur. Cinsiyet farklılıkları saptanmıştır, betimlenmiştir.

  • Bu farkların nedenlerini açıklamak bir sonraki adımdır.
  • Gelişim psikologları, çocuk yetiştirme davranışlarına göre açıklayabilirler. “Erkek çocuk” ve “kız çocuk” gibi davranmanın öğretilmesi üzerinde duracaklardır.
  • Sosyal psikologlar, toplumda kadınların saldırgan davranışlarına konan engeller ile açıklayacaklardır.
  • Fizyolojik psikoloji ise bu farklılıkları anatomik ve bedensel süreçlerle açıklayacaklardır.
  • Bu açıklamaların her biri saldırganlıkta cinsiyet farklılıklarında dair bir kuramdır.

Psikolojide Kullanılan Araştırma Teknikleri

Giriş

  • Psikolojide çeşitli veri toplama yöntemleri vardır.
  • Bu yöntemlerden hangisinin seçileceği araştırmanın amacına ve konusuna bağlıdır.
  • Amacı uygulama olan dallarda genelde betimsel veya korelatif türden araştırmalar yapılır.
  • Amaç olarak daha çok davranışın temel ilke ve kuramlarını belirlemeyi hedef alan alt-dallarda deneysel türden araştırmalar yapılır.

Betimsel Araştırmalar

  • Davranışı betimlemeyi, ortak özelliklerine göre sınıflamayı ve birbiri ile ilgili davranışsal olayları belirlemeyi amaçlar. Temel teknikler şunlardır:
  • Doğal Gözlem
  • Sistematik Gözlem
  • Testler
  • Anket
  • Mülakat
  • Vaka incelemesi

Doğal Gözlem

  • Doğal ortamda, araştırmacının herhangi bir müdahalesi olmadan davranışın gözlenmesi.
  • Koşulları etkilemeye veya değişkenleri kontrol etmeye çalışmaz.
  • Örneğin, okuldaki öğrencilerin davranışlarının gözlenmesi.
  • Avantaj: Gözlenen davranış laboratuvardaki davranıştan daha doğaldır. Davranışla ilgili geniş bilgi sağlar.
  • Dezavantaj: Gözlemcinin varlığı gözlenen davranışları etkileyebilir. Gözlemcinin tuttuğu kayıtlar gözlemcinin yanlılığından etkilenebilir. Gözlemlerin diğer durumlara genellenebilirliği belli değildir.

Sistematik Gözlem

  • Davranışlar, araştırmacının belirlediği koşullar altında gözlenir.
  • Araştırmacının ilgilendiği belirli bir konu vardır.
  • Örneğin, öğrencilerin hangi öğrenme tekniğini tercih ettiklerini saptamak üzere yapılan bir araştırma sistematik gözlem yapmayı gerektirebilir.

Testler

  • Testler, belirli davranışları ve bu davranışlarla ilgili özellikleri ölçmede kullanılır.
  • Kişilik özellikleri, genel ve özel yetenekler, tutumlar vs.
  • Geçerlik-Güvenirlik

Mülakat

  • Bireylerin duygu ve düşüncelerini saptamada, bireyleri yakından tanımada kullanılan bir tekniktir.
  • Özellikle psikolojinin uygulamalı alanlarında kullanılır.
  • Klinik psikologlar davranış bozukluklarının saptanmasında bu tekniği kullanırlar.

Vaka İncelemesi

  • Uygulamalı dallara özgü bir tekniktir.
  • Bireyin geçmişi, çevresi, aile ilişkileri vs hakkında bireyin kendisinden ve diğer kaynaklardan veri toplanır.
  • Avantaj: Çok zengin, ayrıntılı bilgiler sağlar.
  • Dezavantaj: Vaka çalışmalarında genelleme yapmak güçtür. İncelenen kişi diğer insanları temsil etmeyebilir.

Örnek

Phineas Gage vakası:

Gage, 25 yaşında, Vermont’ta çalışan bir yol işçisidir. Bir kayayı parçalamak için güçlü bir patlayıcı kullanması gerekirken bir kaza olur ve büyük, metal bir çubuk kafatasına saplanır. 90 dakika içinde hastaya müdahale eden doktor, Gage’in son derece mantıklı konuştuğunu ve olayları tek tek anlattığını aktarmıştır. Kazadan önce yeterli, dengeli, çalışkan biri olarak bilinen vaka, sabırsız, inatçı, küfürlü konuşan biri haline dönüşür. Ayrıca geleceğe dair plan yapma becerisini yitirmiş gibidir. Bu vaka, bir müdahalenin bilişsel süreçler ve kişilik üzerinde ne derece etkili olabileceğini göstermesi adına nöropsikoloji literatürüne geçmiştir. Ayrıca bilişsel ve kişiliğe dair işlevlerdeki nedensel değişimin açık bir şekilde kazaya balı olduğunu kanıtlaması açısından önemli bulunmaktadır.

Deneysel Araştırmalar

  • Davranışın nedenlerini ve ön belirleyicilerini saptamak temel amaçtır.
  • Bağımlı değişken: Psikoloji araştırmalarında bağımlı değişken davranıştır. Davranışın bağımsız değişkendeki değişimlere göre nasıl değiştiği incelenir.
  • Bağımsız değişken

Deneysel Araştırmalar

  • Davranıştaki farklılıkların nedeni bağımsız değişken olabileceği gibi, çevresel, denek veya görev değişkenleri de olabilir.
  • Psikolojinin her konusu deneysel yolla incelenemez.
  • Ayrıca, bazı değişkenlerin değişimlenmesi mümkün olamaz (zeka, cinsiyet, yaş).
  • Avantaj: Değişkenlerin kontrol edilebilmesi neden-sonuç ilişkisine olanak tanır.
  • Dezavantaj: Aynı anda birçok değişken kontrol edilemez. Laboratuvar ortamı yapay bir ortamdır. Dış dünyada her şey kontrol edilemez. Dolayısıyla, sonuçlar günlük yaşama genellenebilirliği sorgulanabilir.

Korelatif Araştırmalar

Çevrede kendiliklerinden mevcut olan ve değişen, değişkenler incelenir. Birbirleriyle karşılıklı ilişki içinde olan değişkenler incelenir. Örneğin, kaygı düzeyi ile sınav başarısı arasındaki ilişki.

  • Avantaj: Başka araştırma yöntemleriyle incelenemeyen ilişkileri aydınlatabilir.
  • Dezavantaj: Nedensel ilişki göstermez. Neden-sonuç ilişkileri hakkında yargıya varmaya izin vermez.

Aile ve Toplumsal Gruplar

Mart 30, 2010

4. Ders

Aile Kurumu

Aile evrensel bir kurumdur. Hemen her toplumda görülen ailenin değişmez bir takım özellikleri ve fonksiyonları vardır.
Bilinen her toplumun kendine özgü bir aile biçimi vardır. Aile, birbirlerine kan bağı ile bağlı ve çocukların yetiştirilmesi konusunda belirli sorumlulukları olan bir gruptur diyebiliriz. Ailenin oluşabilmesi için evlilik kurumuna ihtiyaç vardır.

Ailenin Sınıflandırılması
Aile sınıflandırmaları ya otorite figürü üzerinde ya da ailenin büyüklük boyutu üzerinde yapılmaktadır.

  • Anaerkil
  • Ataerkil
  • Geniş (büyük aile)
  • Çekirdek (küçük aile)

Ailenin Otoriteye göre Sınıflandırılması
Anaerkil aile:
Avcılık ve toplayıcılıkla geçinen toplumlarda, toprağa yerleşmeyle beraber ortaya çıkan bir aile türüdür. Erkekler avcılıkla uğraşırlar. Kadınlar ise çocukların bakımı ve korumasıyla ilgilenirler. Güç ve otoritenin anne tarafından kullanıldığı bir aile sistemidir. Kadın ve erkek aynı haklara sahiptir, kadının statüsü daha yüksektir.

Ataerkil aile:
Baba otoritesi ağır basar. Soy babaya dayandırılır. Baba, otoritesini dinden almaktadır, atalarının kurmuş olduğu ocağı ve gelenekleri sürdürmekle yükümlüdür. Ataerkil ailenin birinci görevi soyu devam ettirecek bir erkek çocuğa sahip olmaktır. Baba ailenin bütün mallarının sahibidir. Baba, isterse çok sayıda kadınla evlenebilir.

Ailenin Büyüklüğe Göre Sınıflandırılması
Küçük Aile (Çekirdek Aile):
Anne, baba ve çocukların bir ara yaşadığı toplumsal birimdir. Üye sayısı sınırlı ve azdır. Çekirdek aile evrensel bir olgudur. Başlangıçta sadece evli çiftlerden oluşan, sonra çocuk sayısı arttıkça nüfus bakımından gelişen, çocukların yetişip iş sahibi olmalarıyla ve evden ayrılmalarıyla başlangıç noktasına dönen bu tip ailenin gelişimi sınırlıdır.

Murdock’a göre çekirdek ailenin dört temel işlevi vardır:

  • Cinsel ilişkileri düzenleme
  • Ekonomik dayanışma
  • Üreme
  • Toplumsallaşma.

Çekirdek aile, modern sanayi toplumlarının özelliğidir. Akrabalık ilişkilerinin büyük ağırlıkta olmadığı ya da her iki tarafında akrabalarının eşit olarak tanındığı bir sistemdir. Eşlerin ana-baba ailesi, çekirdek aile üzerinde hak iddia edemez. Ana-baba ailesinin çekirdek aile üzerindeki etkileri azdır. Eş seçimi eşlerin kendi kararlarına bağlıdır. Parsons, bu tür aileyi izole olmuş veya yalıtılmış aile olarak tanımlar. Değerlendirme ve ödüllendirme aile bağlarına göre değil, kişisel ve mesleki yeteneğe bağlıdır.
Litwak ise, ailenin küçüldüğünü ancak geleneksel aile ilişkilerinin modern toplumlarda da hala geçerli olduğunu savunur.

Büyük Aile (Geniş Aile)
Ana, baba ve çocukların dışında birkaç kuşağın bir arada yaşadığı aile grubudur.

Akrabalık bağları güçlüdür.

Özellikle gelişmemiş ve tarımla geçimini sağlayan topluluklarda görülür.

Gelenek ve göreneklere bağlılık ön plandadır.

Aile içindeki en yaşlı üye aile reisidir.

Büyük Aile (Geniş Aile)
Bu modelde, aile kişilerden önce gelir. Kişinin hareketleri grubun kontrolündedir. Tarım toplumlarından endüstri toplumlarına geçiş sürecinde bu aile tipinin gerilemesine tanık olunmuştur.

Aile Kurumuna Teorik Yaklaşımlar

  • Fonksiyonalist Yaklaşım
  • Çatışma Kuramı
  • Sembolik Etkileşim Kuramı

Fonksiyonalist Yaklaşım
Aile, toplumda diğer kurumlar tarafından gerçekleştirilemeyen bazı işlevleri yerine getirir. Bazı kurumlar tarafından bazı işlevleri üstlenilse de önemli görevleri vardır. Bu da aileyi evrensel yapar ve toplumdaki varlığını ve geçerliliğini üstün kılar.

Fonksiyonalist Yaklaşıma Göre Ailenin İşlevleri
Cinsel davranışları düzenlemek:
Aile ve evlilik kurumu bireylerin cinsel davranışlarının düzenlendiği, tatmin edildiği bir kurumdur.

Topluma yeni üyeler kazandırmak:
Toplumun devamlılığı yeni üyeler katılmasıyla olur.

Toplumsallaşma:
Konuşulan dilin, değerlerin, normların ve kültürün bireylere kazandırılması ailedeki toplumsallaşma süreciyle gerçekleşir.
Fonksiyonalist Yaklaşıma Göre Ailenin İşlevleri
Bakım ve korunma sağlanması:
Aile, sıcaklık, yiyecek, barınma, bakım gibi temel ihtiyaçları karşılanmasında doğal bir çevre oluşturur.

Sosyal yerleştirme:
Aile, bireye sosyal statü sağlar. Ailenin sahip olduğu sosyal değerler, toplumsal sınıf bize geçerek devamlılık kazanır.
Fonksiyonalist Yaklaşıma Göre Ailenin İşlevleri
Duygusal destek:
Sevgi, şefkat ve anlayış duyguları aile tarafından verilir.

Toplumda, tüm bu fonksiyonları aile kadar etkin bir biçimde yerine getirebilecek bir başka kurum yoktur.

Çatışma Kuramı
Ailenin toplumda önemli fonksiyonlar üstlendiği kabul edilir, ancak ailenin önemli bir kurum olmakla birlikte burada eşitsizliklerin olduğu öne sürülür. Bu kuramcılara göre ailede erkeğin kadının üzerinde egemen olduğu bir sistem mevcuttur. Friedrich Engels, evlilikte eşlerin zıt duygular içinde olduğunu hatta baskı yaptıklarını ileri sürer. Bu baskı, erkeğin kadın üzerinde kurduğu baskıdır. Birçok çatışma kuramcısı, evliliğin cinsiyetler arasındaki eşitsizliği arttırdığını öne sürer. Bütün aile sistemlerinde kadının ikincil planda olduğunu savunurlar.

Sembolik Etkileşim Kuramı
Bu kuramcılara göre, aile içerisindeki davranışları anlamak için aile üyeleri arasındaki mevcut ilişkilere ve üyelerin bu ilişkileri nasıl anlamlandırdığına bakmak gerekir. Aile içindeki ilişkilerin devamlı değiştiğini ve yeniden tanımlanması gerektiğini savunurlar.  Yeni evli çiftler, yıllar harcayarak yeni ilişki ve rollerini öğrenir, test ederler. Çocuğun doğumu yeni bir uyum sürecini başlatır. Ailelerin görüşleri çocuk sayısı, çocuğun yetiştirilmesi hatta eğitimi gibi konularda değişmeye başlar.

Aile Kurumunun Son Yüzyıl İçindeki Evrimi

Yapı açısından:
Aile büyüklüğü azalmıştır, çekirdek aile tipi egemen olmaya başlamıştır.
Görevleri açısından:
Okul, basın, sağlık ve din kurumları ailenin görevlerinin çoğunu elinden almıştır.
Ancak, ailenin duygusal önemi devam etmektedir.
Çiftler açısından:
Ebeveynler tarafından ayarlanan evlilikler yerini duygusal tercihlere bırakmıştır.

Evlilik Biçimleri ve Analizi
Sosyologlar, evlilik biçimlerini beş temel kategoriye göre incelemektedir:

  • Eş sayısı
  • Grup ilişkileri
  • Çiftlerin yerleşim yeri
  • Otorite ilişkileri
  • Soy ilişkileri

Eş sayısına göre:
Evlilikler tek eşle olabileceği gibi çok eşli de olabilir.
Monogami: Erkeğin veya kadının bir tek eşle evliliği.
Poligami: Kadının veya erkeğin birden fazla eşi olması, çok eşli evlilik.

En yaygın evlilik şekli monogami olmuştur.

Ancak, geçmişte savaş vb gerekçelerle kadın sayısının erkek sayısından fazla olduğu toplumlarda bir erkeğin çok kadınla evliliği görülmektedir.

Hiyerarşiye göre:
Bazı sosyal gruplar grup dışından evliliklere izin verirken bazı gruplar buna izin vermez.

Exogami: Grup dışı evlenme
Endogami: Aynı sosyal grup içinden evlenmeler
Endogami, bazı dini ya da etnik gruplarda görülür. Amerika da siyahlar arasında sık rastlanır.

Çiftlerin yerleşim yerine göre:
Yeni evlenen çiftler nerede oturacaktır?
Toplumsal normlar bunu belirler.
3 yerleşim biçimi vardır.

  • Patrilokalite: Erkeğin ana-baba tarafında oturmadır. Kadın, erkeğin ana-baba evine veya yakın bir yere yerleşir.
  • Matrilokalite: Erkeğin, kadının ailesinin yanına yerleşmesidir.
  • Neolokalite: Evli çiftin ana-baba ailelerinden ayrı, onlardan bağımsız bir yere yerleşmeleridir.

Otorite İlişkilerine göre:
Eşler arasındaki otorite kalıbını belirleyen genelde eşlerin kişilikleridir.

  • Patriyarki: Erkek otoritesinin üstünlüğü
  • Matriyarki: Kadın otoritesinin üstünlüğü
  • Egaliteryan: Karı-kocanın eşit söz hakları

Soy ilişkilerine göre:
Aile reisi öldüğünde mirasın nasıl paylaşılacağıyla ilgili bir sınıflandırmadır.

  • Patriliniyal: Mirasta baba soyunun üstünlüğü
  • Matriliniyal: Ana soyunun üstünlüğü
  • Bilateral: Her iki tarafında eşit hak alması. Bilateral sistmemde her iki tarafın da akrabaları tanınır ve mirastan pay almak hakkı doğar.

Türkiye’de Aile
Geniş aile yapısında gerileme vardır.Buna karşılık Parsons’ın endüstriyel ekonomiye daha uygun bulduğu çekirdek aile düzenli bir artış göstermektedir. Günümüzdeki hakim aile biçimi çekirdek ailedir. Çekirdek aileler içindeki çocuk sayısı da azalma göstermektedir. Özetle, sanayileşme, modernleşme ve kentlileşme sürecine paralel bir biçimde Türk aile yapısı da değişmektedir.

Türkiye’de aile ile ilgili konuşurken tek bir prototip olmadığını, yöresel, alt kültür, vb. bakımlardan çok farklılıklar olduğunu kabul etmemiz gerekir. Ancak kabaca ikiye ayırabiliriz:

  • Geleneksel/kır kökenli
  • Değişen (modern)/kent kökenli aile

Aile sistemi kuramları arasında Türkiye’ye uyarlamak açısından en elverişli olanı Minuchin’in Yapısal Aile Sistemi Kuramıdır (1976).  Bu kuramın temel bir ögesi olan sınır kavramı Wood (1985) tarafından geliştirildiği şekliyle geleneksel Türk aile sisteminde görülen yapıyı anlamaya yardımcı olabilir. Aile yapısında sınırlar iki boyut tarafından belirlenir (Wood, 1985). Bunlardan biri kuşaklar arası hiyerarşi olup, ailede rol ayrışımının ne denli güçlü olduğuna bakılır. Diğer bir deyişle hiyerarşi yetki ve denetimin, sorumluluk ve bakımın kimden kime doğru akacağını belirleyen kural, adet ve beklentileri tanımlayan boyuttur. Çok kuvvetli hiyerarşi ebeveyn diktasına kayabilir, çok zayıf hiyerarşi ise anarşiye. Özetle sınırların dengeli ve esnek olması esastır. Geleneğimizden hiyerarşiye örnek: “su küçüğün, söz büyüğün”.

İkinci boyut ise kişiler arası yakınlık boyutu olup, ilişkisel içiçeliğin düzeyini belirler. Özetle bireyler arasındaki kararların, duyguların, kişisel bilgilerin paylaşım yoğunluğuna, derecesine bakılır. Örneğin genç önemli bir yere ne giyeceği konusunda annesinin fikrini alır, bir anne teyzeyi yani kardeşini kızına çekiştirir, kardeşler birbirine dert yanar. Yakınlığın düşük düzeyde olduğu bir ailede bireyler bağımsız olur ama yalnız da olabilirler. Yakınlığın yüksek olduğu bir ailede ise, karşılıklı destek güvencesi vardır ama bağımsızlık ve özerklik kısıtlı olabilir.

Bu sınırların yanısıra, özellikle ülkemiz için önemli bir diğer sınır vardır ki bu da cinsiyetler arası hiyerarşi olup, kısaca ataerkil düzenimizi tanımlar (Fişek, 1991, 1993).

Özetle bu üç boyut, bireyin aile içinde hem ayrılık hem de aidiyet hissetmesini sağlayan sınırları tanımlar (Minuchin, 1976). Hiyerarşi bireyin, diğer kuşak ya da cinsiyetten aile üyelerine göre konumunu, aynı kuşak ya da cinsiyet grubunda iç ittifakı, kontrol ve bakım davranışlarının kimden kime doğru yöneldiğini tanımlarken, yakınlık aile içi ilişki ağının yoğunluğunu, paylaşım, samimiyet ve duygusal tepki derecesini ifade eder (Wood, 1985; Fişek, 1991).

Bulgularla Geleneksel Aile
Erkek egemen bir çerçeve içinde, geleneksel ailede maddi ve manevi karşılıklı bağlılık, sadakat, ailenin çıkarının bireyinkinden önde gelmesi, kendine biçilen cinsiyet rolünü benimsemek, aile bireylerinin ihtiyaçlarına duyarlılık, çatışmadan kaçınmak geleneksel aile bireylerinin önemli özellikleri olarak ortaya çıkıyor. Türkiye’de ailelerin etkileşimine bakınca ailenin geleneksel etkileşim örüntüsünde güçlü bir kuşaklar ve cinsiyetler arası hiyerarşi ile yüksek ölçüde kişilerarası yakınlık olduğu görülür (Fişek, 1991, 1993, 1995). Geleneksel aile ortamında anne-çocuk bağı karı-koca bağından daha önemli olur. Kullanılan çocuk yetiştirme yöntemi bir duygusal bağlılık atmosferi içinde çocuğa açıkca sevgi vermek (Kağıtçıbaşı, Sunar & Bekman, 1988); bunun yanısıra yakın bir denetim ve kontrol sürdürmek, ve sevgiye karşılık beklemek, merak ve inisyatifi, özerkliği özendirmemek yönündedir (Fişek, 1993; Kağıtçıbaşı & Sunar, 1992). Araştırmalarda geleneksel gençlerin benlik yapıları toplulukçu, ailevi, karşılıklı bağlılık içeren bir yapı olarak belirlendi. En çarpıcı bulgu, özellikle çocuk-anne ilişkisinde yoğun bir duygusal alışveriş ve sevgi, destek, sadakat, bakım beklentisi, içiçelik, ve çocuğun benliğinde annenin iç varlığı idi. Baba ile görece hiyerarşik mesafe bir ayrışıklık sağlayabiliyordu, babanın etkisi önemli olsa da, anneyle olduğu gibi benliklerinin bir parçası olarak yaşanmıyordu.

Bulgular İstanbul, Edirne ve Diyarbakır gençlerinde pek de farklılık göstermiyordu.

Sonuç olarak geleneksel resimde oldukça ailevi, geç ergenlikte bile ana/baba ve aile bağlamı içinde yoğrulan bir benlik yapısı söz konusu. Ailenin beklediği de budur, uslu, sadık, sorumlu, hayırlı bir evlat.

Toplumsal Değişimin Sonuçları
Sosyal ve ekonomik değişim Türkiye’de, hiyerarşik ataerkil düzeni baltalamakta, ama ilişkisel yakınlık yönelimi gücünü korur görünüyor (Fişek, 1998; Kağıtçıbaşı, 1996). Evlilikte neler oldu? Batılılaşma, eğitim, kadının para kazanması sonucunda eş seçiminde  bireylerin sesine de yer verilmeye başlandı. Anneler daha demokratik tutumlar sergiliyor ama demokrasiyi arkadaşlık olarak anlıyorlar, eşitlikçilik, özgür seçim olarak değil (Fişek, 1986). Çocuğun bireysel yaşantısı ve başarısı önemli, çocuktan maddi beklenti azalmış, ancak manevi yakınlık beklentisi süregelmekte, duygusal karşılıklılık hala önemli. (Sunar & Fişek, 2005).
Geleneksel ailedeki çocuk ailedeki rolüne, konumuna uygun bazı haklar elde ederken, toplumsal değişimle birlikte değişen ailede, çocuk kendi isteklerine daha çok sahip çıkacak; ancak ana -babasıyla duygusal yakınlık ve güven hissi değişmeyecek.

Boşanma
Boşanma oranı özellikle endüstrileşmiş toplumlarda daha yüksektir. Ailenin birçok fonksiyonlarını başka kurumlara devretmesi aile üyeleri arasındaki duygusal bağların da giderek zayıflamasına neden olmuştur. Boşanmanın nedenleri hem bireysel hem toplumsal açıdan ele alınabilir.
Bireysel Nedenler:

  • Erken yaş
  • Evlilik süresinin uzunluğu: Uzun yıllar beraber yaşama boşanma olasılığını azaltmaktadır.

Toplumsal Nedenler:
Boşanmalar toplumların ekonomik refah dönemlerinde artış göstermektedir. Refah, insanları yaşamda kalmak ve para kazanmak gibi sorunlardan uzak tutmaktadır. Boşanma ve evlilik konusunda değer ve tutumların değişmesi de boşanmaları arttırmaktadır.

GRUP KAVRAMI

Toplumsal grup:
Üyeleri arasında belirli ilişkiler (ortak amaç ve çıkarlar) bulunan, Bir sürekliliği olan insan topluluğudur. Bu iki öğe toplumsal grubu diğer insan kalabalıklardan ayıran temel ölçütlerdir.

Grup Kavramı
Bir film veya tiyatroyu izleyen seyirciler veya bir otobüste yolculuk eden insanlar birer grup değildir. Bu insanlar arasında belirli ilişkiler yoktur. Birbirlerini bilmezler, tanımazlar. Çok kısa süreli birlikte olurlar. Aralarında bir etkileşim yoktur. Grubu oluşturan insanlar, kendilerini bir grup olarak nitelendirmedikleri sürece bu topluluğu grup olarak düşünemeyiz. O halde, kişilerin grup olduklarının bilincinde olmaları da gruplaşmada önemli bir etkendir. Grupların oluşmasında bazen mekansal yakınlık ön plandadır. Aynı mahalle, aynı okul gibi. Bazen davranışlardaki benzerlik ön plana çıkar. İnsanlar kendileri gibi olan, benzer özellikler gösteren kişilerle bir araya gelirler.

Özetle grup:
Üyeleri arasında belirli ilişkiler bulunan ve her üyenin grubun varlığını bilinçli olarak fark ettiği, iki ya da daha çok üyeden kurulu nispeten sürekli bir insan topluluğudur.

Toplumsal Grup Çeşitleri
Charles Horton Cooley grupları ikiye ayırmaktadır.

  • Birincil Gruplar
  • İkincil Gruplar

Birincil Gruplar
Birincil gruplarda yüz yüze ilişkiler, yardımlaşma, dostluk ve sevgi bağları yüksektir. Üyeler, üyelik ve bizlik duygusuna sahiptir. Grup dayanışması yüksektir. Aile, oyun grubu, komşuluk, akrabalık gibi. Birincil gruplar, karşılıklı güven ve sevgi unsurlarına dayanan birincil ilişkiler üzerine kurulmuştur. Birincil ilişkileri en çok ailede görebiliriz. Aile üyeleri birbirlerinden hiçbir çıkar beklemeksizin her türlü fedakarlığı yapabilirler. Bu ilişkiler içinde, grup üyelerinin yaptığı bir hata, yanlış bağışlanabilir. Birincil gruplarda, grup üyeleri birbirlerine zorunluluklar ve kurallarla bağlı değildir. Her üye sorumluluğunu ve rolünü içten gelerek, bir karşılık beklemeksizin yapar.

İkincil Gruplar
Daha büyük çaplı, resmi gruplardır. Belirli bir amacı gerçekleştirmek için bir aradadırlar. Formal, resmi grup olarak da adlandırılır.
Karşılıklı çıkarlar ön plandadır. Örneğin, şirketler, bankalar, sendikalar, dernekler bu tür gruplardır. Üyeler arasında karşılıklı yükümlülük ve hakları belirleyen şeyler tüzük ve yönetmeliklerdir. İkincil gruplar, endüstriyel toplumların ürünleridir.

İç ve Dış Gruplar
İç ve dış grup kavramları, Amerikalı Sosyolog William Graham Sumner tarafından yapılmıştır.

İç gruplar:
Bizlik duygusuna sahip olduğumuz gruplardır.
Bireyin kendisini özdeşleştirdiği gruplardır.
“Biz”

Dış gruplar:
Grubumuzun dışında olan, bizim için önem taşımayan, üyesi olmadığımız gruplardır.
“Onlar”
Örneğin, rakip futbol takımları, siyasal gruplar

İç ve Dış Gruplar
İç gruplar etnosentrik duyguları pekiştirir. Çünkü, iç grup için kendi aralarında olan her şey en iyi ve uygun olandır. Dış gruplarda olan ise kötü ve tahammül edilemez olarak değerlendirilebilir. İç grup üyeleri, kendilerini dış gruplara kıyasla daha üstün görürler.

Referans Grubu
Bireyin davranışlarını ve kendini değerlendirdiği, örnek aldığı gruplardır. Bu kavram, Herbert Hyman tarafından geliştirilmiştir. Birey zaman zaman birkaç referans grubunu kendine örnek alabilir.

  • Elektronik Etkileşim Grupları teknolojik gelişmelerin sonucunda oluşmuştur.
  • Internet grupları insanlar birbirlerini görmeden mesajlarla iletişim kurup hatta evlenebilmektedir. Elektronik gruplar da aidiyet duygusu ve süreklilik taşımaktadır.

Elektronik Etkileşim Grupları
Bazı yazarlara göre İnternet toplulukları “sahte topluluklardır” ve samimiyetten uzaktır. Bu tarz ilişkilerin yaygınlaşması toplumsal ilişkileri yoksullaştırmaktadır. Yüz yüze etkileşimin getirdiği duygular burada yoktur. Samimiyet konusunda kuşkular vardır.

Küçük Gruplar
Az sayıda üyeden oluşan ve aralarında yoğun etkileşim olan gruplardır. Küçük gruplar birincil veya ikincil olabilir. Birkaç sayıda eski arkadaşın bir araya gelmesi birincil bir grup iken asansörde kalan birkaç kişinin oluşturduğu grup ikincil grup özelliği gösterir.

Küçük Gruplarda Liderlik
Lider, grubu başarıya götüren, önemli kişilik özellikleri olan ve diğerlerini etkileme gücü yüksek olan kişidir.

Küçük gruplarda iki tür liderin etkin rol oynadığı gösterilmiştir:

  • Araçsal lider
  • Etkileyici lider

Araçsal lider:
Grubu amaçları doğrultusunda başarıya götürür. Planlama yaparak grubu organize eder, yönetir.

Etkileyici lider:
Grup üyeleri arasındaki uyum ve dayanışmayı arttırır. Morali yüksek tutarak sürtüşmeleri azaltır.

Grup Normları
Grupların en önemli özelliği üyelerinin uymak zorunda olduğu normlar geliştirmeleridir.
Norm, bir grup içinde hangi davranışın uygun, hangi davranışın ise istenmediğini belirten kurallar sistemidir.
Ortak davranış biçimi, ortak tutum ve inançlar, ortak duygular, giyim tarzı, ortak dil norm olabilir.

KÜLTÜR VE TOPLUMSALLAŞMA

Mart 22, 2010

3. Ders

Kültür Kavramı

Toplumda yaşayan insanların tüm öğrendiklerini ve paylaştıklarını kapsayan bir kavramdır.

Dünyaya gelen her birey, dilini, dinini, sosyal yaşantısını, görgü kurallarını belirli bir kültür kalıbı içerisinde öğrenir.

Değer, inanç, sosyal ilişkiler öğrenilir. Bunlar kültürü oluşturur.

Kültür, ne yapıp ne yapmayacağımızı öğretir.

Bunları o kadar içselleştiririz ki bunun dışında olan şeyleri doğru olarak kabul etmeyiz.

Örneğin, köpek ve kedi etini yemeyiz. Ancak bazı kültürlerde bu tip etler yenir.

Kültürün koyduğu kurallar parçamız olur.

Kültür toplumsal bir üründür, insanlar arası etkileşim sonucu doğup gelişir.

Kültür toplumdan topluma değişiklik gösterir.

Her toplumun düşünce, değer ve inanç sistemleri farklıdır.

Kültür, doğuştan edinilmez.

Öğrenilen davranışlardan oluşur.

Topluma her katılan üye kültürü öğrenerek geliştirir.

Kültür Kalıpları

Kültürün parçalarının birbirine bağlanmasına kültürel birleşme (integrasyon) denir.

Bize anlamsız gelen ama yaşadığı kültür içinde anlamlı olan birçok gelenek ve inanç vardır.

Hintlilerin ineği kutsal sayması.

Kültür Özetle, “Bir halkın yaşam tarzı” ve öğrenilmiş davranış kalıpları.

Kültürün Öğeleri

Maddi öğeler:

Teknolojik ilerlemeyi, üretim ve becerileri ifade eder.

Manevi öğeler:

Toplumu düzenleyen değer, inanç, yasa, gelenek, görenek ve ahlak kurallarından oluşur.

Kültürün Bileşenleri:

  • Normlar
  • Değerler
  • İnançlar
  • Semboller
  • Dil

Norm, yaptırımı olan kurallar sistemidir.

Her toplumda bireylerin tutum ve davranışlarını belirleyen, nasıl giyineceğimizden, nasıl yemek yiyeceğimize, belirli yerlerde nasıl oturacağımıza ilişkin çeşitli normlar vardır. Normlar, ödül ve ceza ile güvence altına alınırlar.

Norma uygun bir davranış ödüllendirilirken uygun olmayanlar cezalandırılır. Örneğin, toplum tarafından dışlanma.

Kültürel Değerler

Değerler, hangi toplumsal davranışın iyi, doğru ve istenilen olduğunu belirten, paylaşılan ölçüt veya fikirlerdir.

Norm ve değer arasındaki ayrım:

Değerler soyut ve genel kavramlardır, normlar ise belirgin ve yol göstericidir.

Değerler davranışa yol gösteren genel ilkelerdir.

Normlar, insanların nasıl davranması gerektiği konusunda beklentilerdir.

Aşağıdakiler norm ve değerlerle ilgili birkaç örnektir:

Eğitime değer veren bir toplumda, eğitimle ilgili normlara ağırlık verilir.

Başarılı olmak, mesleğinde ilerlemek toplumlar tarafından benimsenen ortak bir değerdir.

Doğu toplumlarında Aileye bağlılık önemli bir değerdir.

Çocuklar ailelerine bağlılık içinde büyütülürler.

Ailenin çıkarı kişisel çıkarlardan önce gelir.

Kültürel Değerler:

Başarı

Disiplin

Kendini geliştirme

Eşitlik

Milliyetçilik

Demokrasi

Saygı

Değerler zamanla değişebilir, yerlerine yenileri gelebilir.

Bireyler her zaman değerlere uygun davranmayabilir.

Gençler ve yaşlılar arasındaki değer çatışmaları buna örnektir.

Kültür İçindeki Farklılıklar

Kültür içindeki farklılıklar geleneksel toplumlarda daha azdır. Bu farklılıklar endüstrileşmiş, gelişmiş toplumlarda daha fazladır. Modern toplumlarda farklı nüfus grupları yaşar, bireyler farklı meslekler yapar. Dolayısıyla bu toplumlar değişime açıktır ve kültür farklılıkları yoğundur.

Gerçek Kültür ve İdeal Kültür

Kültür içindeki bir farklılık, gerçek ve ideal kültür olarak belirlenen bir uyumsuzluktur.

İdeal kültür, toplumu bir arada tutan norm ve değerlerin sadece kurallarda geçerli olmasıdır.

Gerçek kültür ise bu norm ve değerlerin günlük yaşamdaki uygulanışı biçimidir. Örneğin, eşitlik değeri üzerinde duran bir toplumda, gerçekte açlık ve sefalet varsa ideal ve gerçek kültür arasında farklılıklar var demektir.

Demokratik hak ve özgürlükler üzerinde duran bir toplumda, bireylerin seçme ve seçilme hakkı yoksa burada yine gerçek ve ideal kültür arasında fark vardır.

Yüksek Kültür ve Yaygın Kültür

Toplum içinde özel bir yaşam biçimi, zevkleri, alışkanlıkları olan küçük bir grubun sahip olduğu kültüre yüksek kültür denir. Klasik müzik, resim-heykel sanatına ilgi yüksek kültürün temel değerleridir. Bunun karşıtında, büyük halk kitlelerinin benimsediği yaşam biçimi, zevkler ve değerler yaygın kültürdür (popüler kültür). Örneğin maça gitmek, aile üyeleriyle geziler yapmak

Alt Kültür ve Karşıt Kültür

Alt Kültür:

Toplumun temel kültürel değerlerini paylaşır ancak bunun dışında kendini diğer gruplardan ayıran değer, norm ve yaşam biçimleri olan gruplardır. Gençliğin, ırkların çeşitli etnik grupların oluşturdukları alt kültürler mevcuttur.

Karşıt Kültür:

Bir alt kültür olup değer, norm ve yaşam biçimleri açısından içinde yaşanılan kültüre ters düşen tutum ve davranışları içerir. Bu gruplar toplumun gurur duyduğu norm ve değerlere karşıt davranışlara sahiptir. Karşıt kültür kendini bir alt sektör olarak değil, alternatif olarak görür.

Karşıt kültür özellikle gençler arasında görülebilir.

Etnosentrizm

Kişinin kendi kültürünü temel olarak alması ve diğer kültürleri kendi kültürü açısından değerlendirmesi demektir.

Başka kültürleri tanımadığı için kendi norm ve değerlerini üstün görür.

İnsanlar kendi ahlak anlayışlarını, evlilik biçimlerini, giyim kuşamlarını diğerlerine göre daha doğru ve kesin olarak yargılarlar. Örneğin, boks ya da güreşi en iyi spor, boğa güreşini ise sadece vahşet olarak nitelendirmek etnosentrik bir düşüncedir. “Çinliler kedi ve köpek eti yiyorlar” örneği etnosentrik düşünceye örnektir. Özetle, insan kendi kültürünü tarafsız olarak değerlendiremez. Etnosentrizm görüşü, karşılıklı anlayış ve hoşgörüyü reddeder. Olumlu yön olarak etnosentrizm, grup üyeleri arasındaki bağlılığı arttırır ancak, ayrımcılığa neden olarak küçümsemeye de neden olabilir.

Kültürel Relativizm

Kültürü yine o kültürün yapısı içinde, değer yargılarını kullanmadan tanımaya ve anlamaya kültürel relativizm denir. Her değer ve norm o kültür için anlamlıdır. Kültürleri, kendi değerleri ve normları içinde görebilirsek davranışlarını daha kolay anlamlandırırız. Kültürel Relativizm Değer yargılarımızı kullanmadan anlamak demektir. Bu kavram her zaman haklı olmadığımızı, başkalarının kültürlerine de saygılı olmamız gerektiğine işaret eder.

Popüler Kültür

Popüler kültür, geniş kitleler arasında yaygın olan kültürel kalıplardır.

Bu kültür toplumun çoğunluğu tarafından benimsenen kişileri ürünleri hatta mekanları örneğin sporu, müziği, hobilerimizi, televizyonu, sinemayı, kitapları ve dergileri kapsar. Popüler kültür aynı zamanda bizi geçmişe de bağlar. Örneğin Türk kültürü için Zeki Müren, batı kültürü için Elvis Presley çok önemli müzisyenlerdir. Her toplumun popüler kültürü kendine özgüdür. Örneğin, Japon popüler kültüründe çizgi romanlar ve bilgisayar oyunları öne çıkar. Televizyon dizileri de popüler kültür ürünlerine örnektir. Bu dizilerde kullanılan mekanlar ve aksesuarlar popüler kültürün parçası haline gelmektedir. İnsanların bu dizilere bağımlılığının nedeni, onlarla ya benzer ya da çok farklı yaşam biçimlerine sahip olmaları ya da sadece gündelik hayatın sıkıntısından kaçış olabilir.

Toplumsallaşma

İnsan davranışlarının büyük bir çoğunluğu öğrenilmiş davranışlardır. Belirli bir toplumda belirli şeylerin öğrenilmesi toplumsallaşma süreciyle gerçekleşir. Toplumsallaşma, insanca davranışların öğrenilme sürecidir. Toplumsallaşma, bireyin doğumuyla başlar. Dili, yaşadığı kültürün öğrenilmesi ve bunun gelecek nesillere aktarılmasını içerir. Toplumsallaşma, topluma yeni katılan bireylere yerleşmiş kültürü, yaşam biçimini benimsemelerinde yardımcı olur. Toplumun yeni üyelerine, o toplumda var olan görenek, değer, tutum ve davranışların ne olduğu öğretilir. Toplumsallaşma bir yaşam boyu sürer. Toplumsallaşma sürecini bireylere öğreten kurumların başında aile kurumu gelir. Toplumsallaşma bir aktarma sürecidir.

Anne-babalar öğrendiklerini çocuklarına aktarırılar. Bireysel yönden, toplumsallaşma insanın değerler kazanması ve kişiliğini bulması sürecidir.  Toplumsallaşma ile, birey doğumundan ölüme içinde yaşadığı toplumu öğrenmekte ve kişiliğini geliştirmektedir.

Toplumsallaşmanın işlevleri:

1) Sosyal ve kültürel birikimin gelecek nesillere aktarılması

2) Kişilik gelişimi

Toplumsallaşma Üzerine Görüşler

Toplumsallaşma sürecinde etkiler:

Kalıtım

Çevre

Bazı araştırmacılar toplumsallaşmayı kalıtım yoluyla açıklamaktadır.

Bu görüşe göre insan davranışı öğrenme sürecine dayanmaz, çevrenin etkisi geri plandadır.

Toplumsallaşma Üzerine Görüşler

Örneğin, zeka.

Kalıtımsal mıdır?

Yoksa toplumsal ve kültürel faktörlerden mi etkilenir?

Yalnızlığın Toplumsallaşmaya Olan Etkileri

Kingsley Davis’in incelediği toplumdan izole olarak büyüyen Anna, Isabelle ve Genie vakaları.

Anna 5, Isabelle 6, ve Genie 13 yaşındadır. Her üçü de bir veya iki yaşından sonra toplumdan soyutlanmıştır. Anna ve Genie bir odaya kapatılarak diğer insanlarla hiçbir etkileşimleri olmadan büyümüşlerdir. Isabelle ise sağır ve dilsiz annesiyle kapalı  bir ortamda diğer insanlardan uzakta büyümüştür. Bu çocuklar bulunduklarında, konuşamıyor, beslenemiyor, ya da kendi ihtiyaçlarını karşılayamıyorlardı. Uzmanların yardımı sonucunda Isabelle, birkaç yıl içerisinde yazma ve konuşma becerilerini kazanmıştır. Uzun bir toplumsal izolasyondan sonra topluma uyum sağlamasında annesi ile temas halinde olmasının büyük etkisi olmuştur. Anna ve Genie ise sadece fiziksel ihtiyaçlarını karşılamayı öğrenebilmiştir. Dil becerileri ve toplumsal davranışları kazanamamışlardır. Bu iki vaka bize, insan olma sürecinde öğrenmenin rolünü göstermektedir.

Bebek, deneyim kazanma, herhangi bir dili konuşma, herhangi bir kültürü öğrenme yeteneğiyle doğar. Bu biyolojik temel olmasına rağmen yeteneklerini geliştirecek uyarıcılardan yoksun iseler konuşma vs. gibi alanlarda ilerleyemezler.

Toplum içerisinde bir rolü öğrenmede birkaç işlev birlikte yapılır. Bunlar:

Bilgi

Tekrar

Başkalarının tepkileri

Sosyal destek

Bilgi

Rolü uygulayacak bireyin belirli bilgilere sahip olması gerekir.

Örneğin, iyi bir annelik rolü için anneler sürekli bilgi alır ve çocuklarının eğitimi için eğitilirler.

Tekrar

Deneme yanılma yoluyla bireyler hataları öğrenirler.

İleriye dönük toplumsallaşma:

Çocuklar pratik yaparak, çeşitli oyunlar ile gelecekte yerine getirecekleri rolleri tekrar ederler.

Örn., evcilik oynamak.

Tekrar

İleriye dönük toplumsallaşmayla ilgili bir diğer kavram model almadır. Çocuklar takdir ettikleri, saygı duydukları kişileri kendilerine model alarak onun davranışını kopya ederler. Örneğin, sevilen bir öğretmen, ağabey ya da ablayı taklit etmek.

Başkalarının Tepkileri

Olumlu ve olumsuz yaptırımlar sonucunda bir davranış benimsenir ya da bırakılır. Bireyler çevreden olumlu tepkiler alabilmek için davranışlarını değiştireceklerdir.

Sosyal Destek

Aile, akraba ve çevrenin oluşturduğu etkileşim ağı sosyal destektir. Bireyin herhangi bir rolü benimsemesinde bu kişilerden gelen destek ve olumlu tepkiler çok önemlidir. Yaptığı davranış, çevresi tarafından benimsendiği zaman bireyin bu davranışı kabul etme ve tekrar etme olasılığı artar.

Toplumsallaşma Kurumları

Aile

Din

Arkadaş Grupları

Sportif Etkinlikler

Öğretmenler ve Eğitim Kurumları

Kitle İletişim Araçları

Çalışma Ortamı veya İş yeri

Aile:

Aile insan yaşamındaki ilk toplumsallaşma kurumudur. Bebekliğin ilk aylarından itibaren anneyle etkileşim çok önemlidir. Çocuğun gelişimiyle birlikte anne-babalar ve ailenin diğer üyeleri çocuğun davranışlarını cezalandırma ya da pekiştirme yoluyla onun gelişimine yardımcı olurlar. Dürüst, mutlu, saygılı, söz dinleyen ve güvenilir olmak her ailenin çocuğu için istediği özelliklerdir. Ancak bazen çocukların aile içinde öğrendikleri aileden aileye değişir.

Arkadaş Grupları

Çocuk, arkadaşlarıyla olan ilişkilerinde onlardan birçok şeyi öğrenir.

Paylaşma, mücadele, kavga, başarı bunlardan bazılarıdır.

Dışlanmamak için arkadaş grubunun kurallarına uyarlar.

Öğretmenler ve Eğitim Kurumları

Okul yaşamı insana sadece bilgi ve beceri değil, toplumsal sorumlulukları da öğretir. Çeşitli kurallarla çocuk diğer insanlarla olan ilişkilerinde karşılaşacağı güçlükleri görmeye başlar. Kendini kontrol etmek ve rekabet öğrenilir. Öğretmenler, çocuklara ilk örnek olacak kişilerdir.

Kitle İletişim Araçları

Televizyon merkezi bir rol oynamaktadır. Aile içinde, komşuluk ilişkilerinde, okulda çocuğun üstlenmesi gereken bir dizi rol örneği sunulmaktadır. Televizyonun, şiddet eğilimini arttırdığı yolunda tartışmalar devam etmektedir.

Çalışma Ortamı ve İş Yeri

İleriki yaşlarda ortaya çıkan önemli bir toplumsallaşma kaynağıdır. Çalıştığımız iş yeri dünya görüşümüzü, değer ve normlarımızı etkiler. İçinde bulunduğumuz iş yerinin kurallarını benimsiyoruz.

Benlik ve Kendilik

Benlik, insanın kim ve nasıl olduğu hakkındaki algılamalarıdır.

Kendi varlığının bilincinde olmasıdır.

SOSYOLOJİNİN TARİHÇESİ VE KURAMSAL YAKLAŞIMLAR

Mart 10, 2010

2. DERS

SOSYOLOJİNİN TARİHÇESİ:
Giriş

Bağımsız bir bilim dalı olarak ortaya çıkmadan önce, bazı düşünürler sosyolojinin konularına eğilmişlerdir.

Eflatun: Coğrafi ve demografik şartların toplum yapısı üzerindeki etkilerine değinmiştir. Toplumsal iş bölümünün ve ticaretin etkilerini incelemiştir.

Aristo:

Toplumsal düzen ve yaşamın temel unsurlarını ortaya çıkarmaya çalışmıştır.

4 temel öğe tanımlamıştır:

  • Bireyler arası dayanışma,
  • Gelenek, görenek
  • Ahlak
  • Hukuk

İbn-i Haldun:

Tüm varlıklar gibi toplumlar da doğar, gelişir ve ölürler.

İlk defa devlet ve toplum ayrımını yapmıştır.

Her toplumun evriminde göçebelik, kabile yaşamı ve kentsel devlet olmak üzere 3 aşama vardır. En önemli eseri Mukaddime’de kent yaşamını incelemiş ve bilime yöntem anlayışını getirmiştir. Toplumsal değişimi ekonomik, coğrafi, yasal ve dini yönleriyle ele almıştır.

Sosyolojinin Başlangıcı

Bilimsel bir disiplin olarak felsefeden ayrılması 19. yüzyıldaki değişikliklerle başlamıştır.

  • Endüstri Devrimi
  • Fransız İhtilali

Endüstri devrimiyle şehirleşme başlamış, küçük kasabalar ortadan kalkarak kentler kurulmuştur. Fabrikalar artmıştır.

İnsanlar topraklarından ayrılmıştır. Az ücrete uzun saat işçi çalıştırılmıştır.

Fransız İhtilali ile geleneksel toplum düzeni yıkılmaya başlamıştır. Bireysel özgürlükler ön plana çıkmıştır. İnsanlar düşünmeye ve sorular sormaya başlamıştır:

Toplumsal değişmeyi yaratan nedir?

Toplumsal düzeni nasıl koruruz?

SOSYOLOJİNİN ÖNCÜLERİ

Saint Simon:

Toplum sürekli bir dönüşüm içindedir. Sosyolojinin temel görevi, toplumu hareket ve dönüşüm halinde incelemektir.

Toplum düzeni, o toplumun sahip olduğu ekonomik yapı ile belirlenir.

Gelecekteki düzenin nasıl olacağını ortaya koymaya çalışmıştır. Gelecekteki topluma “Sınai Devlet” adını vermiştir.

Toplumun tüm kuvvetlerinin sanayide (tüm ekonomik faaliyetler) odaklanacağını düşünmüştür. Gelecekteki toplumun rehberliğini bilim adamlarına ve sanayicilere vermiştir.

Auguste Comte (1798-1857)

İlk defa sosyoloji terimini kullanarak, sosyolojiyi toplumu inceleyen bilim dalı olarak tanımladı. Sosyolojinin fizik, kimya, biyoloji gibi pozitif yöntemleri uygulaması gerektiğini öne sürmüştür.

Sosyolojiyi ikiye ayırır:

1. Sosyal statik:

Toplumsal düzeni, istikrarlı ilişkileri ve sosyal yapıyı belirtir. Aile gibi toplumsal kurumları inceler.

2. Sosyal dinamik

Toplumdaki değişmeyi ifade eder, toplumdaki ilerlemeleri belirtir. İnsanlığın sürekli değişimi incelenir.

Toplumlar 3 aşamadan geçer:

1) Teolojik aşama

2) Metafizik ya da soyut aşama

3) Pozitif ya da bilimsel aşama

Teolojik aşama:

İnsan düşüncesi her şeyi üstün yetenekli kişilerin (din adamlarının), tanrıların işi olarak açıklar. Olayların nedenleri doğaüstü varlıklarda görülür.

Metafizik aşama:

Bu dönemde doğa gibi soyut güçlere yönelik inanç ön plandadır. Tanrıların yanında şeytan, melekler, cinler gibi kavramlar ortaya çıkar.

Pozitif aşama:

İnsanın amacı yasalar bulmak, olaylar arasındaki ilişkileri açıklamaktır. Bilimsellik ön plandadır.

Birinci aşama, insan zekasının zorunlu hareket noktasıdır. İkinci aşama bir ara devredir. Üçüncü aşama ise zekanın kesin ve değişmez halidir.

Comte’un Sosyolojiye Katkıları:

  • Sosyolojinin isim babasıdır.
  • Sosyolojinin konu ve yönteminin özgüllüğünü belirtmiştir.
  • Yapı ve süreç olarak insan sisteminin doğasını vurgulamıştır.
  • Toplumsal gerçeğin diğer doğa olaylarından çok daha karmaşık bir bütün olduğunu ileri sürmüştür.

Karl Marx (1818-1883)

Alman düşünürüdür.

Çatışma modelinin yaratıcılarındandır.

Endüstri devriminin başlangıcında işçilerin ve köylülerin durumlarını incelemiştir.

Toplumun güç ve kuvvet ile bir arada tutulacağını önerir.  Marx’ın görüşüne göre ekonomik güce sahip olanlar toplumda her şeyi yönlendirirler. Güç, toplum içinde eşitsiz ve adaletsiz bir dağıtıma sahiptir. Gücü elinde bulunduranlar ve bulundurmayanlar arasında çatışma çıktığını söyler. Ekonomik güce sahip olmayanlar bu güce kavuşmak için, sahip olanlar ise gücü kaptırmamak için birbirleriyle çatışacaktır.

Karl Marx toplumun düzenli olmadığını savunur. Toplumun kuralları gücü elinde bulunduranlar tarafından konur. Toplumun devamlılığı üretime bağlıdır.

Toplumu ikiye ayırır:

  • Alt yapı
  • Üst yapı

Alt yapı: Üretim araçları ve üretim ilişkileri anlamına gelen alt yapı ekonomik temeldir.

Üst yapı: Din, sanat, bilim ve ahlak gibi kurumlardan oluşur.

Marx’ın Sınıf Kuramı:

Marx’a göre iki sosyal sınıf vardır.

1) Üretim araçlarını elinde bulunduran burjuva sınıfı

2) Emeğini satarak veya kiralayarak geçinen proleterya (işçi sınıfı)

Gelişen sanayileşme ile birlikte işçi sınıfının güçleneceğini önermiştir. Kapitalist toplumda, çalışanlar gittikçe yoksullaşacak, yaşam koşulları bozulacak, işçi sınıfı sayıca artacak ve ara sınıflar ortadan kalkacaktır.

Modern Sosyolojinin Kurucuları

Emile Durkheim

Herbert Spencer

Max Weber

Emile Durkheim (1858-1917)

Bireylerin toplumu ve toplumsal birliği nasıl oluşturduklarını açıklamaya çalışmıştır.

Toplumsal birliği dayanışma olgusuna dayandırmıştır.

İki tür dayanışma tanımlar:

1) Mekanik dayanışma

2) Organik dayanışma

Mekanik dayanışma:

Benzerlikten ileri gelir. Mekanik dayanışmanın olduğu toplumlarda bireyler arası farklar azdır. İnsanlar aynı duygu ve düşüncelere sahip olduklarından birbirlerine benzerler.

Toplum henüz farklılaşmamıştır.

Organik dayanışma:

Mekanik dayanışmanın karşıtıdır. Farklılaşmanın sonucu ortaya çıkar. Bireyler birbirine benzemezler. Toplumdaki iş bölümünün zorunlu sonucudur. Teknolojik gelişmeyle toplumlar ilerledikçe farklılaşma artar, organik dayanışma mekanik dayanışmanın üzerine geçer.

Medeniyetin gelişmesiyle intiharlardaki artışa işaret eder.

“İntihar” adlı eserinde Anomi kavramını üzerinde durur.

Anomi: Toplumsal bilincin zayıflaması, bireylik bilincinin gelişmesiyle, farklılaşan bireyleri birleştirmede toplum yetersiz kalır. Düzensizlik hali demektir.

İntiharları üçe ayırır.

1) Alturist

2) Bencil

3) Anomik

Alturist intihar:

Kişinin üye olduğu gruba çok bağlı olduğu koşullarda görülür.

Birey, grup kuralları ve normları gereği intihar etmektedir.

Hint kastlarında dul kalan kadının kendini yakması beklenir.

Bencil (Egoist) İntihar:

Kişinin sağlam bir grup bağlantısı yoktur.

Anomik İntihar:

Ekonomik depresyon dönemlerinde görülür.

Toplumdaki sıkıntı ve bunalımlar kişilerde stres ve baskı yaratır, intihar oranları artar.

Herbert Spencer (1820-1903)

Ortama en uygun olan ve uyum sağlayanların yaşamlarını sürdürebileceğini söyleyerek evrim kuramını ilk ortaya atandır. Biyolojik organizmalara uygulanan evrim yasalarının toplumlara da uygulanabileceğini öne sürmüştür. Toplumlar da canlılar gibi, geliştikçe farklılaşır.

Toplumu bir organizmaya benzetir. Toplumun parçalarının fonksiyonel bir biçimde birbirlerine bağlılığını savunur. Toplumu bir görevler bütünü olarak inceler. Fonksiyonalist yaklaşımı başlatmıştır.

Max Weber (1864-1920)

Sosyoloji, toplumsal yaşamın önemli alanlarındaki nedensel ilişkileri anlamalı ve araştırmalıdır.

Ekonomik değişmeler aile yapısını nasıl etkiler?

Bireylerin toplumsal davranışları ve bunların anlamlarına odaklanır.

İki teknik kullanmıştır:

1) İdeal tip analizi

2) Tarihi analiz

İdeal tip analizi:

Çeşitli yapıların belirli özelliklerinin bilinmesi gerekliliğidir.

Örneğin, bürokrasi toplumun önemli bir olgusu ise onu diğerlerinden, mesela aileden ayıran özelliklerinin ne olduğunun bilinmesi gerekir.

Tarihi analiz:

Bürokrasinin ortaya çıkış nedeni nedir?

Bürokrasiden önceki olayların etkisi nasıl olmuştur?

Tarihin biçimlenmesinde ekonomik koşulların önemini kabul etmiştir ama Marx’ta olduğu gibi temel belirleyici olarak görmemiştir.

Sosyolojinin değerden bağımsız olması gerektiğini savunmuştur.

Toplumun ne olması gerektiğini değil, ne olduğunu incelemelidir.

MODERN TOPLUM KURAMLARI

Talcott Parsons ve Yapısal-Fonksiyonel yaklaşım.

Toplumu ayakta tutan, birey ve gruplar arasındaki karşılıklı etkileşimdir.

Bütün ve parçalar arasındaki ilişkiler toplumsal sistemin temelini oluşturur.

Toplum bir fonksiyonlar bütünüdür.

Talcott Parsons (1902-1979)

Sosyal sistemi oluşturan parçaların (ekonomi, din, aile, politika, eğitim), o toplum için fonksiyonel olmaları önemlidir.

Sistem ve parçaları arasındaki fonksiyonel ilişkiyi şu şekilde açıklar:

Aile ve din kurumlarını ele alalım. Bütün dinler genelde aile kurumunu destekler. İki kurum birbirini destekler.

Parsons’ın yaklaşımına eleştiri:

Parça ve bütün arasındaki ilişkiler bu kadar düzgün bir biçimde birbirini tamamlasaydı toplumlarda hiçbir sorun ortaya çıkmayacaktı.

Etkileşimcilik Modeli

Bu yaklaşım, toplumdaki bireylerin birbirlerini etkilemelerini, karşılıklı ilişkilerini ve bu ilişkilerin nasıl gerçekleştiğini ele alır.

Bireylerin günlük sosyal etkileşimleri üzerinde durur.

Devlet, ekonomi gibi makro konular ve yapıların odak noktası olan yapısal yaklaşımın tersine mikro konulara odaklanır.

Devlet, ekonomi, toplumsal sınıf gibi konular soyuttur, tek başlarına var olamaz.

Önemli olan insandır. Toplum, onu oluşturan bireylerin etkileşimleriyle yaratılmıştır.

Sembolik Etkileşimcilik

Bireylerin kullandıkları dil, etkileşim için büyük önem taşır. Sembolik etkileşim, bireyler arasında sembollerle yapılan etkileşimdir. Bu etkileşim genellik yüz yüze olur.

Örneğin yolda araç giremez levhası gördüğümüzde bu bize bir anlam ifade eder. İşte bunlar, hep birer semboldür.

Bireyler dünya ile doğrudan ilişki kurmazlar. Örneğin, kırmızı ışığın tek başına bir anlamı yoktur. Bireyler eşyalara simgelere çeşitli anlamlar yüklerler ve bunlara uyarlar. Böylece kendileri için anlamlı bir toplumsal düzen yaratırlar.

Yapısal-Fonksiyonel Teori Açısından Spor

Spor, genç insanları sosyalleştirir, iyi vakit geçirmelerini sağlar. Rekabet ve yurtseverlik değerlerini güçlendirir. Bunların sporun açık fonksiyonları olarak görülebilir. Spor yeni iş alanları yaratabilir. Bu da sporun gizli fonksiyonu olarak görülebilir.

Yapısal-Fonksiyonel Teori Açısından Spor

Örneğin, bazı okulların spora aşırı önem vermeleri bazı öğrencilerin başarılarını olumsuz etkileyebilir. Sporda başarı gösterenler gençler için model olurlar. İnsanların fiziki iyileşmelerine yardımcı olur. Hem oyuncuların hem izleyicilerin gerilimlerini boşaltmaya hizmet eder. Bir topluluğun üyelerini bir araya getirir, birlik ve toplumsal dayanışma duygusunu teşvik eder.

Çatışma Kuramı Açısından Spor

Bazı sporlar, tenis, golf gibi pahalıdır ve sadece maddi durumu iyi olanlar yapabilir.

Bugüne kadar birçok spor dalı erkeklerin hakimiyeti altında olmuştur, günümüzde kadınlar spor alanındaki eşitsizliğe son vermektedir. Spor, toplumdaki eşitsizlikleri unutturmak ve halkı uyutmak için kullanır.

Sosyal Alışveriş Kuramı

Kuramın ilk varsayımı insan davranışlarının akılcı oluşudur. İnsanlar çeşitli alternatifler arasından kendileri için en uygun ve ödüllendirici olanı seçerler.

İkinci varsayım marjinal yarar yasadır. İnsanlar ödüllere doymuş olabilir. Eğer bir kişi kendisi için önem taşıyan bir şeyi elde ettiyse, onun üzerindeki değerler önem taşımamaya başlar.

Örneğin, bir kişi birkaç gündür yemek yememişse yiyecek onun için büyük önem taşır.

Üçüncü varsayıma göre sosyal alışveriş durumunda insanlar verdikleri ile aldıkları arasında bir denge beklentisi içindedirler. İnsanlar, verdiklerinin karşılığını beklerler. Eğer dengesizlik varsa, yani ilişkiden az şey elde ediyorlarsa ilişkiyi keserler.

Feminist Kuram

Feminist kuram, bir toplum içindeki kadın ve erkekler arasındaki cinsiyet ilişkilerinin yapısını inceler.

Liberal feminizm

Kadın hakları ve kadının eşit statüsü üzerinde dururlar.

Radikal feminizm

Kadının toplum içinde baskı altında olduğunu ezildiğini savunur.

Sosyalist feminizm

Kadının ezilmişliğinin temel nedenini kapitalizm olarak görürler.

Sosyolojiye Giriş

Mart 5, 2010

PSİ 105 Davranış Bilimleri Ders Notları

2009-2010

Yrd. Doç. Dr. Uğur Cevdet Panayırcı

Sosyolojiye Giriş
İnsan davranışı birçok farklı disiplin tarafından incelenir.

Sosyoloji = Toplum Bilim

Sosyoloji insanın hangi yönünü inceler?
Sosyoloji, insan ilişkilerinin bilimsel olarak incelenmesidir.

Odak noktası birey değildir, insan grubudur.

İnsan davranışları ve ilişkileri grup olarak önemlidir.

Sosyoloji, insanlar arasındaki ilişkilerin oluşumunu, yapısını ve değişmesini inceler.

Sosyoloji, insanın daima bir grup içerisinde yer aldığı temel varsayımından yola çıkar.

Sosyologlar: Toplum, toplumsal kurumlar ve insan ilişkileri üzerinde çalışan kişilerdir.
Toplumsal gerçekleri bilimsel bir biçimde ortaya koymaya çalışırlar.

Bir örnek olarak intihar davranışını ele alalım.
Kişiyi intihara yönelten birçok toplumsal neden olabilir.
Sosyologlar, belirli intihar olaylarındaki benzerlikleri ortaya çıkarmaya, olası nedenleri sınayarak bunların desteklenmesi ya da çürütülmesi üzerinde çalışırlar.

İntiharla ilgili sosyologlar şu soruları sorabilirler:
Hangi dinlerde intihar daha yaygındır?
Hangi yaşlarda intihar daha sık görülmektedir?
Konu toplumsal açıdan yani makro açıdan incelenmektedir.

Sosyolojinin içinde yaşanılan toplumu anlamaya çalışan bir bilim dalı olduğunu söyleyebiliriz.

Toplum
Toplum: Bir kültür ve bölgeyi paylaşan insan grubudur.

Daha geniş tanımıyla: İnsanları etkileyen ilişkiler bütünüdür.

Bireylerin sosyal ilişkilerinin düzenlenmesinde önemli role sahip toplumsal gerçekler vardır.
Bunlar: Hukuk, gelenek, norm ve değerler sisteminden oluşur.
Toplumsal gerçekler bireylerin üzerinde etkiye sahiptir. Bireyleri belirli bir şekilde davranmaya iterler.
Örneğin, içinde bulunduğumuz üniversitenin ve sınıfın belirli kuralları vardır.

Hukuk, gelenek, norm ve değerler gibi toplumsal gerçekler bireyin dışında bulunur.
Toplumsal gerçekler düzeni sağlar.

Toplum Çeşitleri

  1. Geleneksel toplum (folk society)
  2. Kent toplumu

Robert Redfield tarafından yapılmış bir sınıflandırmadır.

Geleneksel Toplum:
Küçük, nüfusu az
Diğer toplumlarla zayıf ilişkiler
Okuma yazma ve eğitim oranı düşük
Grup dayanışması yüksek (yardımlaşma)
Ait olma duygusu yüksek
Homojen (birbirlerine benzer inançlar)
Kent Toplumu
Büyük, nüfusu fazla
Heterojen bir yapı
Gelir, etnik köken, kültür farklılıkları vardır.
Topluluk olma bilinci gelişmemiştir, yabancılaşma duygusu hakimdir.

Kent Toplumu
Wirth’e göre:
Kent toplumunda menfaat ilişkileri ön plandadır.
Bu toplumsal yapıda aile bağları, akrabalık ve komşuluk ilişkileri oldukça zayıftır.
Toplumsal dayanışma kaybolmak üzeredir.

Toplumsal Yapı
Toplumsal yapı, bireyler ve gruplar arasındaki düzenli ilişkilerdir.
Sınıf, statü ve rol toplumsal yapının öğeleridir.

Toplumsal sınıf:
Benzer gelir düzeyi, eğitim ve yapılan işler.
Statü:
Kişinin toplumsal yapı içerisinde işgal ettiği
konumdur.
Öğretmen, öğrenci, polis vb.

Statü
İnsanlar toplum içinde birçok statü işgal ederler.
Bir üniversite öğrencisi, evlat, kardeş, oda arkadaşı, kuzen vb. olabilir.
Doğuştan statüler:
Kişiye kendi isteğinden bağımsız verilmiş statülerdir. Örnek: Irk, cinsiyet, yaş.
Kazanılmış statüler:
Kişinin kendi iradesi ve yetenekleriyle elde ettiği statülerdir. Örn: Üniversite öğrencisi
Bir rekabetin sonucunda belirli haklar elde edilmiştir.
Toplumsal Rol
Statü ve rol aynı madalyonun farklı iki yüzü gibidir.
Rol: Belirli bir statüyü işgal eden kişiden beklenen davranıştır.
Rol, statünün gerekliliklerini yerine getirmektir.
Kişi, tek bir statü içinde birden fazla rolü oynamak durumunda kalabilir.
Örneğin bir eş, aynı zamanda bir anne, akraba ve vatandaştır.

Rol çatışması: İki veya daha fazla statünün talep ettiği roller arasındaki uyumsuzluktur.
Çalışan bir kadın, ailesine ilişkin rolü ile işine ilişkin sorumluluğu arasında kalabilir.
İki farklı statünün talep ettiği rol çatışacaktır.

Toplumsal Kurumlar
Toplumsal Kurum: Toplumun temel değerlerinin korunmasını sağlayan sürekli kurallar topluluğu.
Kurum, bir toplumdaki yerleşik ilişkileri ifade eder.
Toplum içinde davranış kalıpları kurumlaşır ve bireyler bu kalıplaşan kuralları benimser.

Bu kurallar temelde ikiye ayrılır.
Resmi kurallar: Trafik kuralları
Gayri resmi kurallar: Örf ve adetler
Temel Kurumlar
Aile
Siyasal Kurumlar
Din
Ekonomi
Eğitim

Kurumlar hep birlikte toplum düzenini oluştururlar.
Birbirleriyle uyum içindedirler.

Toplumsal Kurumların Özellikleri

Her toplumsal kurum değişime dirençlidir.
Her kurum bir diğeriyle ilişki içindedir.
Toplumsal kurumlar zamanla birbirlerine bağlı olarak değişebilirler.
Bir toplumdaki temel sorunların merkezini oluştururlar.

Değişime Direnç
İnsanlar, kurumların özelliklerini benimsemişlerdir.
Gelenek ve göreneklerle kurumlara bağlıdırlar.
Aile kurumu buna bir örnektir

Birbirine Bağlılık
Bir kurumun benimsediği norm diğer kurumlarca da benimsenir.
Demokrasi örneğini verebiliriz.
Aksi halde kurumlar arası çatışma başlar, toplumsal düzen bozulur.

Değişim
Kurumlar birbirine bağlı olduğu için herhangi birinde olan değişme bir diğerini etkiler.
Ekonomide değişimlerin aileyi etkilemesi gibi.

Toplumsal Sorun Odağı
Her kurum toplumun belirli bir ihtiyacına yöneliktir.
İhtiyaçların karşılanamaması toplumsal sorun yaratır.
İşsizlik, boşanma gibi.
Toplumsal Kurumlar: İki Farklı Yaklaşım

  1. Fonksiyonalist Kuram
  2. Çatışma Kuramı

Fonksiyonalist Kuram
Toplum, bu kurumlar olmadan var olamaz.
Kurumlar toplumun temel ihtiyaçlarını karşılar.
5 temel ihtiyaç:
Yeni üyelere sahip olmak: Aile kurumu
Yeni üyeleri toplumsallaştırmak: Aile, din, eğitim
Mal ve hizmetleri üretmek, dağıtmak: Ekonomi
Toplumsal düzeni korumak: Siyaset, askeri örgütler
Yaşama bir anlam kazandırmak: Tüm kurumlar

Çatışma Kuramı

Temel fonksiyonları kabul ederler.
Kurumların, uyum içinde olmadıklarını ortak bir amaca yönelik çalışmadıklarını ileri sürerler.
Toplumun üst tabakalarında yer alan kişiler kendi çıkarları için toplumsal kurumları kontrol etmektedir.
Çoğunluk üretimden çok az pay alır.

Sosyolojinin Araştırma Yöntemi ve Teknikleri

Kuram ve Yöntem
Bilimin iki temel amacı vardır:
1) Bilgi biriktirmek               Kuram (teori)
2) Veri toplamak                 Yöntem (metot)

Kuram, bilgiyi nasıl anlamlandıracağımızı belirtir.
Kuramları açığa kavuşturmak için bilgi toplanır.
Elde edilen bilgiler yeni kuramları oluşturur.
Kuram: Olayları ve olaylar arasındaki ilişkileri anlamamızı sağlayan fikirler bütünüdür.

Kuramların İşlevi:
Verileri açıklamak
Olaylar arasındaki ilişkileri göstermek
Olaylar arasında bağ kurmak
Gelecekte karşılaşılacak olan olayları tahmin etmemizi sağlar
Genellemeler yapmamızı sağlar

Neden? Sorusuna cevap ararız.

Kuramların Özellikleri

Kuramın üç temel bileşeni:
1) Önermeler
2) Kavramlar
3) Tanımlar

Önermeler: Olaylar arasındaki ilişkileri ortaya koyan cümlelerdir.
Hipotez: Neden-sonuç ilişkilerini açıklamaya yönelik bir önerme biçimidir.
Kuramdaki kavramlar arasındaki ilişkiyi konu alan test edilmemiş bir iddiadır.
Kavram ve değişkenler: Kavramlar kuramın neyle ilgili olduğunu gösterirler.

Tanımlar: Kavramlar tanımlar yoluyla ortaya çıkar. Kavramların açık bir biçimde tanımlanması önemlidir.

Örnek:
“Grup üyelerine dıştan gelen baskı grup üyeleri arasındaki dayanışmayı arttırır.”

Bu örnekteki temel kavramlar:

  • Grup üyesi
  • Baskı
  • Dayanışma

Bu örnekteki değişkenler:

  • Değişkenler:
  • Baskının düzeyi
  • Dayanışma derecesi

Yöntem
Kuramlar bilimsel yöntemlerle test edilir.
Kuramın güçlü yanları desteklenirken zayıf yanları ortadan kalkar.
Bu nedenle, bilimsel yöntemin amacı kuramları test etmek ve yeni kuramların ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktır.

Bilimsel Araştırma İlkeleri
Nesnellik
Doğruluk ve tekrar
Basitlik ve açıklık
Sınırlılık

Nesnellik
Araştırmacının kişisel inançları, görüşleri, bakış açısı ve beklentileri araştırmaya yansımamalıdır.
Doğruluk ve Tekrar
Bir araştırmanın bulguları diğer araştırmacılar tarafından da tekrarlanabilir olmalıdır.
Aynı örneklem üzerinde, aynı ölçme araçlarıyla belli bir zaman sürecinde benzer bulgular elde edilmelidir.

Basitlik ve Açıklık
Kuramın içinde kavramlar açıklanmış olmalıdır
Kuram olabildiğince basit ve yalın bir şekilde ortaya konmuş olmalıdır.
İlişkiler basit ve somut olarak açıklanabilir. Basit açıklamalar denenmeden soyut ve karmaşık açıklamalar yapılmamalıdır.

Bir bulgu ya da fenomen birçok değişik yolla açıklanabilir.
Basitlik ilkesi bizi en sade, yalın olan açıklamaya yöneltir.

Örneğin:

Basitlikten uzak: Gökyüzündeki tanımlanamayan ışıkları dünyayı ele geçirmeye gelen uzaylılar olarak açıklamak
Basit: Gökyüzündeki meteorlar.

Sınırlılık
Araştırma, incelediği konuyu sınırlandırmalıdır.
Belirli bir odak noktası olmalıdır.
Bilimsel Yöntem ve Sosyoloji
Yöntem, “Nasıl?” sorusuna cevap arar.

Bir amaca yönelik hazırlanmış araştırma planıdır.

Sosyolojik Araştırmanın Aşamaları
Araştırılması gereken sorunu ortaya koymak
Hipotez formüle etmek
Araştırma planı geliştirmek
Toplanan verilerin analizi
Hipotezi doğrulamak, yeniden formüle etmek veya gözden geçirmek
1) Problemin Tanımlanması
Sosyolojik araştırma sürecinde ilk aşama problemin tanımlanmasıdır.
Test edilebilen konular seçilmelidir.
Test edilemeyen konular bilimsel araştırmanın dışında kalır.
1) Problemin Tanımlanması
Araştırma probleminin oluşturulmasında birçok faktör etkili olabilir.
Araştırma sorusunun kuramla ilişkisinin kurulması gerekir.
Mevcut kuramlardan yola çıkılabilir, daha önceki araştırmacıların ulaştığı sonuçlardan yeni araştırma soruları doğabilir.
Bazen de araştırmacının kişisel merakı rol oynar.

“Neden insanlar, toplu taşıma araçlarını değil de, özel vasıtaları tercih ederler?”
2) Hipotez Formüle Etmek
Belirlenen sorun alanını açıklayabilecek, olgular arasındaki ilişkileri ortaya koyabilecek hipotez oluşturulur.

Hipotezler, kuramları sınamak için kullanılır.
Hipotezler belirgin, kavramca açık olmalıdır.
Hipotezler test edilebilir olmalıdır.

3) Araştırma Planı Geliştirmek

Her disiplinin farklı araştırma yöntemleri vardır.
Sosyologlar üç farklı teknik kullanırlar.

  • Deney
  • Gözlem
  • Alan araştırması

Deneysel Yöntem
Deneysel yöntemle olayların birbiri üzerindeki etkileri araştırılır.
Kontrollü bir ortamda iki veya daha çok değişken arasındaki ilişkinin incelenmesidir.
İki grup ve iki farklı değişken bulunur.
Bağımsız değişken: Belirleyici, neden sayılan değişken.
Bağımlı değişken: Bağımsız değişken tarafından etkilenen, bağımsız değişkene bağlı olarak değişen.

Örnek:
“Ekonomik krizler, intihar oranlarında artışa yol açar.”
Bağımsız değişken: Ekonomik Kriz
Bağımlı değişken: İntihar oranları
Deneysel Yöntem
Deney grubu: Bağımsız değişkenin uygulandığı gruptur. Müdahale var.
Kontrol grubu: Bağımsız değişken uygulanmaz, şartlar olduğu gibi korunur. Hiçbir müdahale yok.

Örnek: Rekabetin grup dayanışması üzerindeki etkileri
Rekabet şartlarının uygulandığı grup deney grubu.
Rekabet şartlarının uygulanmadığı grup kontrol grubudur.
İki grup arasındaki fark rekabetin yarattığı etkiyi gösterecektir.

Gözlem
1) Yalınç veya Denetimsiz

  • Katılımlı gözlem
  • Katılımsız gözlem

2) Sistematik veya Denetimli

Katılımlı Gözlemin özellikleri
Gözlemci standart bir araç kullanmaz.
Araştırmacı gözlem yaptığı olaya doğrudan katılır, grupla birlikte yaşar.
Araştırmacı gözlemci kimliğini saklayabilir.
Araştırmacı gözlemde bulunduğu grubun üyesi olarak kabul edilir.
Örnek: Halkın yoksul kesimlerine katılarak, onlar gibi yaşayarak bilgi toplamak.

Katılımlı Gözlem/ Avantajlar
Grup, araştırmanın amacından haberdar olmadığı için grup üyelerinin davranışları etki altında kalmaz. Doğal bir biçimde davranabilirler.
Araştırmacı, grubun bir üyesi olarak başka türlü kolay ulaşılamayacak bilgiler elde eder.
Katılımlı Gözlem/ Dezavantajlar
Gruba tam katılım varsayımsaldır. Kişinin bir yabancı olarak gruba tam uyum sağlaması güçtür.
Araştırmacı gruba katıldığı sürece, nesnelliğini yitirebilir.
Olaylara bakış açısı ve kapsamı daralabilir.

Katılımsız Gözlem
Gözlemci araştırmacı kimliğini korur.
Böylece, gözlemlerde nesnellik de korunmuş olur.
Araştırmacının grup veya olaya aşırı katılmamaya yönelik çaba göstermesi gözlemin doğallığını zedeleyebilir.
Katılımlı gözleme göre daha nesnel bir teknik olmasına rağmen geçerlik ve güvenirlik koşullarını sağlayamaz.
Sistematik Gözlem
Araştırmacı standart teknikler kullanır.
Monografi: Belli bir grup veya özel örneğin gözlenmesi.
Bu grubun hangi özelliklerinin inceleneceği önceden belirlenir.
Gözlem çizelgeleri, soru kağıtları ve testler hazırlanır.
Böylece gözlemler standart olur.
Başka araştırmacılar tarafından bulgular tekrarlanabilir.
Nesnellik korunmuş olur.
Saha Araştırması
İnsanlara, toplumsal kurumlar hakkında sorular sorularak veri toplanması.
Kamunun belirli bir konuda fikrinin alınmasında, çeşitli hipotezler sınanması amacıyla saha araştırması yapılabilir.
Saha araştırmaları, anket veya görüşme tekniği kullanılarak yapılır.
Saha araştırmaları sosyolojide en sık kullanılan tekniktir.
Anketler aracılığıyla kısa zamanda çok bilgi toplanır.
Elde edilen verilerin istatistiksel analizi yapılabilir.

Anket hazırlama aşamasında, örnekleme benzeyen bir grupta soruların denenmesine pilot çalışma denir.
Örneğin üniversite öğrencileri üzerinde yapılacak bir çalışma için, anket soruları küçük bir gruba uygulanır.

Örneklem Seçimi
Bir bütünün kendi içinden seçilmiş parçalarıyla temsil edilmesine örnekleme denir.
Tesadüfi örnekleme: Örnekleme giren her kişinin seçilme olasılığı eşittir.
Örnekleme yapılırken, örneklemin temsil yeteneği ve yeterliliği önemlidir.
Üniversite öğrencileri üzerinde yapılacak bir araştırma düşünelim.
İki üniversiteyi seçmek yeterli bir örneklem olmaz.
Örneklemin, temsili olması için birçok farklı üniversite arasından seçkisiz olarak belirlenmesi gerekir.

4) Toplanan Verilerin Analizi
Araştırma verileri toplandıktan sonra, veriler uygun istatistiksel yöntemlerle analiz edilir.
Korelasyon tekniğiyle değişkenler arasındaki ilişkiler bulunur.
Değişkenlerin birbirlerine bağlı olarak artış ve azalışları hakkında bilgi edinilir.
Rekabet arttıkça gruptaki dayanışma düzeyi azalıyor.
5) Hipotezi Doğrulamak, Yeniden Gözden Geçirmek
Araştırma sonucunda elde edilen veriler hipotezi destekleyebilir.
Eğer veriler hipotezi desteklemiyorsa, hipotez reddedilir.
Örneğin, rekabet ve grup dayanışması arasında hiçbir anlamlı ilişki bulunamaması.
Yeni hipotezler ortaya atılarak yeni bir araştırma için zemin hazırlanır.

Güvenirlik ve Geçerlik
Güvenirlik: Kullanılan ölçme aracının farklı ölçümlerde benzer sonuçlar ortaya koyması.
Kişiliği değerlendiren bir ölçme aracı düşünelim.
Benzer koşullarda, aynı kişilerden ölçüm alındığında aynı sonuçların ortaya konması beklenir.
Geçerlik: Ölçme aracının konusuna uygunluğunu belirtir. Araç gerçekten ölçmek istediğini ölçüyor mu?

Araştırma Etiği
Açıklık: Araştırmacı bulgularını bilimsel bir toplulukla paylaşmalıdır.
Dürüstlük ve gerçekçilik: Araştırmacı bulguları kafasına göre uydurmaz veya başka yerden almaz.
Zarar vermemek: Araştırmacı insanların mahremiyetlerine saygılı olmalı, araştırmada izin verilmediği sürece isimleri ve şahsi bilgileri yayınlamamalıdır.