GÜDÜLER ve DUYGULAR

Güdüler

Tanım
Yaşamdaki davranışlarımızın çoğu amaçlı, belirli hedef ya da hedefleri olan davranışlardır.Hedefe yönelik davranışların başlaması ve devam etmesi güdü kavramı ile açıklanır.

Güdü: Bir davranışını başlatan ve bu davranışın yön ve sürekliliğini belirleyen içsel (bireye ait) bir güç olarak tanımlanır. Güdü, davranışta bulunmaya iten güçtür.  Bir davranışın hangi hedef ya da hedeflere yöneleceğini, bu davranışı başlatan güdünün türü belirler. Örneğin, açlık güdüsü yiyecek bulmaya yol açar. Bu davranışların süreklilik ve yoğunluğunu ise, güdünün kuvvet derecesi belirler. Çok susayan bir kişinin susuzluk güdüsü çok fazla susamayan bir kişinin susuzluk güdüsünden daha kuvvetlidir.

Olum ve Olumsuz Hedefler
Güdüsel davranışları belirli hedefleri olan davranışlar olarak tanımlamıştık.

Olumlu hedefler: Yaklaşmak, elde etmek istediğimiz hedeflerdir.
Açlık güdüsünün hedefi yiyecekti. Zengin olmak isteyen bir birey için para, ulaşmak istediği bir hedeftir.

Olumsuz hedefler: Kaçınmak istediğimiz hedeflerdir.

Acı aşağı yukarı herkes için olumsuz bir hedeftir.
Köpekten korkan bir birey için köpeğin görüntüsü, kaçma davranışını başlatan olumsuz bir hedeftir.

Doğuştan ve Öğrenme Yoluyla Kazanılan Hedefler
Güdülerimizin hedeflerinden bazıları doğuştan gelir. Bu tür hedeflere birincil hedefler denir.
Susamak, acıkmak gibi.
Bazı hedefler ise öğrenme yoluyla olumlu veya olumsuz değer kazanır.
İtibar, başarı ve onay görme gibi.

İçsel Güdüleyiciler
İhtiyaç duyduğumuz temel maddelerden bedenimizde belirli bir miktarın altına düşmesi ihtiyaç dediğimiz durumu ortaya çıkarır. İhtiyaç, fizyolojik düzeydeki bir eksikliktir. Fizyolojik bir ihtiyacın neden olduğu genel rahatsızlık ve gerginlik durumuna dürtü denir.

Dürtü, fizyolojik bir ihtiyacın psikolojik sonucudur.

Dürtüler, en belirgin içsel güdüleyicilerdir.

Güdüsel davranışlarımızın büyük bir kısmı fizyolojik ihtiyaçlarımızın yol açtığı dürtülerden kaynaklanır.  Açlık dürtüsü, susuzluk dürtüsü bizi hedefe yönelik davranışlarda bulunmaya zorlar.

Dışsal Güdüleyiciler
Güdüsel davranışlarımızı sadece fizyolojik ihtiyaçlarımız tarafından değil, çevresel uyarıcılar tarafından da başlatılabilirler. Örneğin, bir film hakkında gazetelerde okuduğumuz yazılar bizi bu filmi görmeye güdüleyebilir.

Güdüsel davranışın başlamasına neden olan çevresel uyarıcılara özendirici denir.  Çevresel uyarıcıların özendirici nitelikleri öğrenme yoluyla kazanılır.  Çevresel özendiriciler herkes için farklı olabilir.

Bilinçdışı Güdülenme
Belirli bir davranışı niçin yaptığımızı ve bu davranışın hedefinin ne olduğunu bildiğimiz bir çok durum vardır.
Ancak, gerçek güdümüzün ve davranışlarımızın asıl hedefinin ne olduğunun farkında olmadığımız durumlar da çoğunluktadır. Freud, güdülerimizin en az üçte ikisinin bilinçdışı olduğunu savunur. Freud, bilinçdışı güdülenmeye bastırma adını verir. Freud’a göre, insanlar kendilerini rahatsız eden düşünce, istek ve güdülerini bilinçdışına iterek unutmaya çalışırlar. Bastırılan bu düşünce, istek ve güdüler biz farkında olmadan davranışlarımızı etkilemektedir.

Güdülerin Sınıflandırılması
Fizyolojik kökenli güdüler tüm insanlarda aynı olmakla birlikte öğrenilmiş güdüler açısından bireyler arasında farklar vardır.

Güdüler iki başlık altında sınıflandırılabilir:
Birincil güdüler
Sosyal güdüler

Birincil Güdüler öğrenilmemiş birincil hedefleri olan güdülerdir. Yani bu güdülerin hedefleri doğuştandır.
Birincil güdüler üç grupta toplanabilir:

1) Açlık ve susuzluk gibi tamamen fizyolojik kökenli

2) Cinsellik ve annelik gibi fizyolojik bir kökeni olan ancak bu kökenden bağımsız olarak da sürdürülebilen güdüler.

3) Araştırma, merak, faaliyet gibi herhangi bir fizyolojik kökeni olmayan güdüler.

Sosyal Güdüler
Sosyal güdüler, diğer insanlarla ilgili olan güdülerdir. Öğrenme yoluyla sonradan kazanılırlar.

İki önemli temel sosyal güdü:

  1. Bağlanma güdüsü
  2. Başarı güdüsü

Bağlanma Güdüsü
Diğer insanlarla birlikte bulunmak, önemli bir doyum kaynağı ve sosyal ihtiyaçtır. Bu ihtiyaç bizi, birilerine veya bir gruba bağlanmak için güdülemektedir. Bağlanma güdüsü hayatın ilk yıllarında, bebek-anne etkileşimi sonucunda öğrenilmektedir. Bebek kısa sürede rahatlığı, sıcaklığı ve doyumu ile annesi arasında bir ilişki olduğunu öğrenmekte ve buna bağlı olarak da anne ile birlikte olmak olumlu duygular uyandıran bir durum haline gelmektedir. Başlangıçta sadece anneyle birlikte olmanın yarattığı bu olumlu duygular, daha sonra tüm insanlara genellenmektedir.

Başarı Güdüsü
Farklı derecelerde de olsa hepimizde başarı güdüsü vardır. Başarı güdüsü başta ana-baba olmak üzere diğer insanlarla olan etkileşim sonucunda öğrenilir.

Güdülerin Hiyerarşisi

Abraham Maslow, insan güdülerinin evrensel bir hiyerarşisi olduğunu öne sürer. Bu hiyerarşinin herhangi bir basamağında bulunan güdülerin, davranışlarımızı yönlendirmede, kendilerinden daha üst basamaklarda bulunan güdülere göre öncelik taşıdıklarını savunur. Hiyerarşinin en alt basamağında su gibi fizyolojik ihtiyaçların yol açtığı güdüler yer alır.  İkinci basamakta, güvenlik ihtiyacı diyebileceğimiz, tehlike ve tehditlerden korunma ihtiyacından kaynaklanan güdüler bulunur.  Üçüncü basamakta bağlanma, sevme, sevilme ihtiyaçlarıyla ilgili güdüler vardır. Dördüncü basamakta kendine güven, başarı, itibar, statü ihtiyaçlarıyla ilgili güdüler vardır.  En üst basamakta ise kendini gerçekleştirme olarak adlandırılan bireyin mevcut potansiyelini en üst düzeyde kullanabilme ihtiyacının yarattığı güdüler bulunur.

Maslow’a göre, bireyler önce en alt basamakta bulunan fizyolojik ihtiyaçları tatmin etmek için güdülenirler. Sevme, sevilme ihtiyaçlarının bireyi güdüleyebilmesi ancak, fizyolojik ve güvenlik ihtiyaçlarının tatmin edilmesinden sonra mümkün olabilir.

Bu hiyerarşi tüm insanlar için geçerli midir?

Eleştiriler
NEHER(1991) DAHA AZ GELİŞMİŞ BİR ÇOK TOPLUMDA EN ALT BASAMAKTA YAŞANIYOR OLSA BİLE, BİREYLERİN GÜÇLÜ VE ANLAMLI SOSYAL İLİŞKİLER KURARAK SAĞLAM BİR KENDİLİK DEĞERİ GELİŞTİRDİKLERİNİ ÖNGÖRÜR.
NEHER’ E GÖRE TEMEL İHTİYAÇLARDAKİ ZORLUKLAR, DAHA ÜST DÜZEYDEKİ GEREKSİNİMLERİ ELDE ETMEYİ KOLAYLAŞTIRIR. (GEÇİM DERDİ İLE BİRBİRİNE YAKINLAŞANLAR )

DUYGULAR
Güdüsel davranışlarımıza çoğu kez değişik duygular eşlik eder. Bir amaca ulaşmada başarısız olduğumuz zaman üzülürüz, bazen de öfke duyarız. Duygularımız sadece güdüsel davranışlara eşlik etmez, aynı zamanda bu tür davranışların başlamasına da neden olabilir. Örneğin, korku duygusu bizi korku yaratan ortamdan uzaklaşmak için güdüleyebilir. Bu nedenle, duygularımız davranışlarımızı belirleyen temel süreçler arasındadır.

Duyguların, kalp atışının artması, göz bebeğinin büyümesi gibi fizyolojik yönleri vardır. Duygulara doğrudan doğruya gözlenebilen davranışlar da eşlik eder. Bu nedenle duyguların ifade yönü vardır.

Bir de duyguların yaşantısal yönü vardır. Duygularımız, belki de sadece bizim farkında olduğumuz öznel yaşantılardır.

Duyguların Fizyolojik Temeli
Duyguların şiddeti arttıkça fizyolojik tepkilerin de şiddeti artar. Duygulara eşlik eden fizyolojik tepkiler genel bir uyarılmışlık durumu ortaya çıkarırlar. Gereken davranışları yapmamızı sağlayan bu uyarılmışlık durumu işlevseldir. Ancak, çok az ya da çok aşırı uyarılma, gereken davranışların yapılmasını engelleyebilir.

Örneğin, gireceğiniz bir sınava hazırlanırken uyarılmışlık düzeyinin çok düşük (uykulu olma) ya da çok yüksek olması (panik halinde olma) performansınızı olumsuz yönde etkiler.

Duyguların İfadesi
Duygularımızı ifade edici niteliği olan davranışlar, bir dereceye kadar bizim kontrolümüz dışında ortaya çıkmaktadır. Duygular, çoğu kes yüzümüzde ayırdedilebilir ifadeler ortaya çıkarır. Yüz ifadelere kültüre bağlı olarak pek değişmese de, jestler bir kültürden diğerine değişebilir. Yüz ifadeleri dışında, sesler ve konuşma biçimi de duygu ifadesinde yer alır. Öfkeliyken yüksek sesle konuşmak gibi.

Duygusal Yaşantılar
Duyguların öznel bir yönü de vardır. Duyguların temelindeki fizyolojik koşullar aynı olsa da değişik duygular yaşayabiliriz.

Korku: Korkuların çoğu öğrenme yoluyla kazanılmıştır. Bireyler arasında farklılıklar olmasının sebebi her bireyin farklı öğrenme yaşantılarından geçmesidir.
Mutluluk: Bireyin ihtiyaçları ve amaçları sürekli olarak değiştiği ve ulaşılan amaçları daima yeni amaçlar izlediği için mutluluğun nedenleri ve ölçütleri sürekli olarak değişebilmektedir.

Duygular ve Psikosomatik Bozukluklar
Duygularımıza eşlik eden fizyolojik tepkilerin uyum sağlayıcı işlevleri vardır.  Ancak, yoğun bir biçimde yaşanan nahoş duygular çok uzun süre devam ettiklerinde psikosomatik bozukluklara yol açabilir. Psikosomatik bozukluklar uzun süreli duygusal gerilimlerden kaynaklanır. Gerçek fizyolojik bozukluklardır. Psikolojik faktörler fiziksel hastalıklara yol açar. Örnek olarak uzun süreli stresin ülsere yol açmasını verebiliriz.

About these ads

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: